Ticker

6/recent/ticker-posts

VATANSIZ VATANDAŞLAR/Nizar Kabbani

Okunma sayısı: 201
Nizar Kabbani / Suriyeli Şair

VATANSIZ VATANDAŞLAR

Vatansız vatandaşlarız biz
Zamanın haritalarında serçeler gibi kovalanan,
Belgesiz yolcular… kefensiz ölüler…

Biz çağın fahişeleriyiz
Her yönetici bizi satar ve bedelini alır.
Biz sarayın cariyeleriyiz,
Odadan odaya gönderiliriz,
Bir pençeden ötekine,
Bir efendiden başka bir efendiye,
Bir puttan başka bir puta.

Her gece köpekler gibi koşarız
Aden’den Tanca’ya,
Tanca’dan Aden’e.
Bizi kabul edecek bir kabile ararız,
Bizi geçindirecek bir aile,
Bizi örtecek bir perde,
Bir barınak…

Çocuklarımız çevremizde
Sırtları kamburlaştı, yaşlandılar
Eski sözlüklerde
Emsalsiz bir cennet ararken,
“Vatan” denen
Büyük bir yalanı…


Ağlama şehirlerinde yaşayan vatandaşlarız biz.
Kahvemiz Kerbelâ kanından yapılmış,
Buğdayımız Kerbelâ etiyle yoğrulmuş.

Yemeğimiz… içeceğimiz…
Geleneklerimiz… bayraklarımız…
Orucumuz… namazımız…
Çiçeklerimiz… mezarlarımız…
Derilerimiz Kerbelâ mührüyle damgalı…

Bu çölde kimse bizi tanımaz.
Ne hurma ağacı… ne deve…
Ne kazık… ne taş…
Ne Hind… ne Afra…

Petrol içenler bizi tanımaz,
Gözyaşı ve sefalet içenler de…

Biz tutukluyuz,
Yöneticilerimizin yazdığı metnin içinde.
Tutukluyuz,
İmamın yorumladığı dinin içinde.
Tutukluyuz,
Hüznün içinde — ve en güzel yanımız hüznümüzdür.

Gözetleniyoruz kahvede, evde,
Annelerimizin rahminde bile.
Nereye dönsek gizli muhbir karşımızda:
Kahvemizden içer,
Yatağımızda uyur,
Mektuplarımızı karıştırır…

Dilimiz kesik,
Başımız kesik,
Ekmeğimiz korku ve gözyaşıyla ıslanmış…

Şikâyet etsek: “Yasak.”
Allah’a yalvarsak: “Yasak.”
“Ey Allah’ın Elçisi, yardım et!” desek
Bize dönüşsüz vize verirler.

Kalem istesek
Son şiiri yazmak için
Ya da son vasiyeti
Asılmadan önce…
Konuyu değiştirirler.


Ey nefret duvarına çivilenmiş vatanım!
Ey uçuruma doğru yuvarlanan ateş topu!

Yerimizden ağaçlar gibi söküldük,
Hatıralarımızdan sürüldük.
Gözlerimiz kendi sesimizden korkar.

Yöneticilerimiz tanrıdır;
Damarlarında mavi kan dolaşır,
Biz ise cariyelerin soyundanız.

Eğer bir kez gülümsesek Ali’ye 
Öldürüyor bizi Muaviye!

Bir zalim gider,
Bizi başka bir zalime teslim eder.


Yorgunluk limanlarından göçmeniz biz.
Beyrut denizinden Arap Denizi’ne
Kimse istemez bizi.

Ne Fatımîler, ne Karmatîler,
Ne Memlûkler, ne Bermekîler,
Ne şeytanlar, ne melekler…

Petrolü kadınlarla,
Yurtları dolarla,
Tarihi kuruşlarla,
İnsanı altınla takas eden şehirlerde
Kimse istemez bizi.

Tuz şehirlerinde
Her yıl milyonlarca kitabın boğazlandığı
Devlet istihbaratının edebiyata vaftiz babası olduğu
Şehirlerde
Kimse okumaz bizi.


Hüzün gemisinde yolcularız biz.
Kaptanımız paralı asker,
Şeyhimiz korsan.
Kafeslerde fareler gibi yığılmışız.

Hiçbir liman kabul etmez bizi,
Hiçbir meyhane,
Hiçbir kadın…

Taşıdığımız tüm pasaportları
Şeytan verdi.
Yazdığımız tüm yazılar
Sultanı memnun etmez.


Zamanın ve mekânın dışında yolcularız.
Paramızı kaybettik,
Eşyamızı,
Çocuklarımızı,
İsimlerimizi,
Aidiyetimizi,
Güven duygumuzu…

Ne Haşimoğulları tanır bizi,
Ne Kahtanoğulları,
Ne Lenin’in çocukları,
Ne Reagan’ın…

Ey vatanım,
Bütün kuşların yuvası vardır
Özgürlüğü meslek edinmiş kuşlar hariç…
Onlar vatan dışında ölürler.

Yorum Gönder

0 Yorumlar