Ticker

6/recent/ticker-posts

Destanların Edebî ve Müzikal Özellikleri

Okunma sayısı: 105

Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert

[Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert'in kaleminden "Dengbêjlik Geleneği" yazı dizisi devam ediyor.]

Bir kültürel benlik dili olan müzik, mesafeleri aşan bir diyalektiğe sahiptir. Öyle ki, Halep’te, Afrin’de, Kobani’de, Şam’da, Bağdat’ta, Musul’da Süleymaniye’de Erbil’de Şengal’de ki inşa ve söyleme biçimleri aynıdır.

Destanlar Kürt edebiyatının ana eksenini oluşturur. Günümüze kadar ortaya konan hem eski hem de çağdaş yapıtlarda daha çok tanıtıcı, tasnif edici ve ansiklopedik özelliklerdeki bilgilere rastlamaktayız. Oysa ki, bu alanın uzmanlarca hakkıyla analiz edilebilmesi için; tarihsel birikim, destanların barındırdığı edebi- sanatsal derinlik, destanların oluşum süreçleri, onları meydana getiren kültürel ve coğrafi şartlar, meydana geldikleri dönemlerdeki kültürel kanallar ve bu etkileşimin meydana getirdiği farklılık ve benzerlikler, detaylı olarak incelenmesi gereken alt başlıklar arasında olmalıdır.

Özellikle Osmanlı öncesi dönemde ortaya çıkan destanlar ve edebi yapıtların çevresel kültürlerle olan teması ve etkileşiminin ayırt edilmesi ciddi bir bilgi ve birikim gerektirmektedir. Çünkü dil meselesinin edebi yapıtlar için oluşturduğu aşılmaz engel, yapıtların erken dönemde ulusallaşmasına engel olduğu gibi farklı dil ve alfabelerle yazıya geçirilmiş olması da müşahhas kimliklerinin kısmen de olsa muğlaklaşmasına yol açmıştır.

Kürt edebiyatı alanında önemli çabalarıyla öne çıkan Ehmedê Xani Melaye Ceziri Fagiye Teyran, Mehmet Emin Bozarslan, Celîle Celîl, Mahmet Uzun, Muhsin Kızılkaya, Selim Temo gibi Tarihi ve çağdaş isimlerin çalışmaları zaman içinde -farklı dil ve alfabelerle de olsa- meydana getirilen edebiyatın, ne denli kapasiteli ve kapsamlı olduğunu ortaya konmuştur.

Kürt edebiyatında geriye doğru gidecek olursak, ancak 9. Yüzyıldan itibaren yazılmış şiirlerin tespitinin mümkün olduğunu ve bu şiirlerin çağdaş antolojilerde yerini aldığını görüyoruz. Ve bu bağlamda, Ehmedê Xani, Melayê Cizîrî, Feqîyê Teyran, Melayê Batê ve daha birçok ismin, Kürt Edebiyatı’ndaki derinliğine şahit oluyoruz.


Şiirin ve nesrin, dinsel İslami bir çerçeveye devşirilmeden önce ki mod ve kodlarına ulaşabilmek, doğdukları kültürün yansımalarına muhatap olmak muhakkak ki önemlidir. Keza bu tür saha çalışmaları da, arkeolojik kazılar sırasında çıkarılan buluntular kadar hatta bazen daha fazla heyecan vericidir.

Bu hususta Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn Destanı önemli bir örnek oluşturmaktadır. Şöyle ki; Mem û Zîn’de şu ilginç ifadeye rastlarız; Xanî, bu benim eserim, destan ve hikâyesi benim yapıtımdır demiştir. Bu anlamlandırılması güç bir tezattır. Çünkü bazı yerli ve yabancı araştırmacıların beyanına göre Mem û Zîn Destanı’nın Mem’e Alan adıyla, Hz. İsa’dan önceye dayandığı ve Mem’e Alan Destanı’ndaki hikâyenin bire bir aynısı olduğu bilinmesine rağmen, bu eser Xanî tarafından İslami esvaplar girdirilerek ve mesnevi tarzda yeniden inşa edilmiştir. Bu bir zenginlik olmakla beraber orijinin muğlaklaşması açısından da bir kayıptır. Burada Xanî'yi kötülemek gibi bir niyetimiz olamdığı gibi O’ nun Memê Alan destanını uluslararası alanda temsil düzeyine taşıyabilmiş olması bizim için göz aydınlığıdır. Dahası elbette bu ideayı ilk kez ortaya atan da biz değiliz. Bu husus Kürt aydınlarınca bilinen bir gerçektir. Bu gerçeği Mehmet Emin Bozarslan da şöyle ifade etmektedir " Mem û Zîn'in hikâyesi Meme Alan adıyla Kürt halkı arasında hayli yaygın ve eskidir. Bu hikâye Milâttan önceki tarihlerden bu yana halk arasında söylenen ve mitolojik bir nitelik kazanan bir destandır. Büyük Ozan Ahmed-i Hânî de Meme Alan destanından ilham alarak o hikâyeyi kendi çağın yaşantısına göre somut bir kalıba dökmüş, çağdaş ve modern bir üslûpla yazmıştır. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser armağan etmiştir."* 


Edebiyatımızda   Zembilfiroş, Dımdım Kalesi ( Xane Dımdıme, Xane lepzerin) Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn eseri dışında mesnevi tarzında yazılmış eser/destan yoktur. Kaldı ki Mem û Zîn’in ilham kaynağı ve orijinal varyantı olan Mem’e Alan’da mesnevi tarzında değildi. 

Kürt edebiyatında destanlar, önce düz, nesir hikâyeler şeklinde dilden dile, nesilden nesile aktarılıyorken, ozanların çalgılarıyla beraber bu işi meslek/sanat olarak icra etmeye başlamasıyla yeni bir döneme ve yeni bir mecraya evrilmişlerdir. 

Önceleri köy ve belde hikâye/mesele /destan anlatıcıları, oda ve ortam muhabbetlerinin baş dinlenenleri rolündedir. Bu anlatım biçimi ve ortamı aynı zamanda bir eğitim ve öğretim faaliyetidir. Özellikle çocukların, gençlerin sonrasında da yetişkinlerin bir şeyler öğrenip özümsediği okullardır. Yani bu topraklarda nesiller Dengbejlerin rahleyi tedrisinden geçmiştir denilebilir.

Sonrasında destanların ve diğer edebiyat ürünlerinin yazılı döneme geçmesiyle, birlikte bazı yazım usulleri gelişmiştir. Özellikle öne çıkan Mesnevi tarzı, muhtemelen Farisi Edebiyatı’ndan ilham alınan bir tarz olarak benimsenmiş olmasına rağmen Kürt Edebiyatı’nda kendisine fazla yer bulamamıştır. Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz edebiyat öncülerinin çalışmaları bunlara örnektir. 

Kılam (türkü / destan), çirok (masal) ve ağıtların biçimsel özelliklerine vezin ve kalıplarına baktığımızda -birkaç mesnevi örneği dışında- hece ölçüsüne rastlanmaz.  Ayrıca beyit sayısı ve mısra sayısı kesinlikle bir ölçüye dayalı olarak şekillenmemiştir. Sanatçı eserin inşa aşamasında hikâyeyi bestelerken tamamen kendi birikim ve yeteneğini kullanır ve her bir pasajı ayrı ayrı tasarlayarak inşa eder ve sonrasında icra eder. Rahmetli Mehmet Uzun’un ifadesiyle “söz/kelam dengbêjin el, dil, ve çalgısında kılama dönüşür.”

Hikâyenin örgüsüne ve akışına göre, kahramanların rolleri pasajlarda zengin bir içerikle dillendirilir. Trajik sahneler, savaş sahneleri, kahramanlık sahneleri, sevgi ve aşk sahneleri, ölüm sahneleri, yas ve ağıt sahneleri, vefa sahneleri ayrı ayrı tonlarda ve kelimelerle, mısralarla mısralarla tasvir edilerek anlatılır. Bu anlatıların bazıları destanın – hikayenin –büyüklüğüne göre bazı uzun anlatılar yüzlerce  pasajı kapsayabilmektedir. 

Örneğin bir oda sohbetinde misafir edilen Ayzar’e Şanê isimli dengbêj ile Xezal û Teyar üzerine yaptığımız kısa mülakatta, “Xezal û Teyar destanının otuz altı perdeden oluştuğunu. Ve hakkaniyetle okunduğunda üç gün üç gecede bitirilebileceğini söylemişti” 

Destanlarda olduğu gibi diğer edebi yapıtlarda da genellikle nakarat bulunur. Dengbêj, pasajı bitirince hayıflanma veya kahramanın ruhunu şad etme anlamında çok kısa bir nakarat inşa eder. 

Tüm yapıtlarda (dinsel olanlar dâhil) kafiye ve uyağın, her türü kullanılmıştır. Dilin fonetik özelliği ile ilgili olan kafiye uyak ve redifin zengin alt yapısı bu yapıtlarda kendisini belli eder. 

Özellikle pasajlar, kendi içinde bir bütünlük arz eden ve bir kafiye ile başlanıp bitirilen çok önemli yapı taşlarıdır. Sanatçı pasaja giriş yaparken bir dolgu mısrası ve onu aynı kafiye ile takip eden, pasajın yine aynı kafiye ile bitirilmesini sağlayacak bir dizin haline getirerek icra eder ve dolgu mısrasında kullandığı kafiyeyi son mısraya da ekleyerek pasajı bitirir. 

Ayrıca pasajın ana gövdesine göre arada aynı kafiyeyi taşımayan mısralara da çokça rastlanılabilir. Ancak bu durum dengbêj’in vurgulamak istediği final mısranın altını dolduran önemli mısralardır. Kılamların (türkü / destan) pasajlarında şiirsel bir örüntü şekli ve kalıbı bulunur. Aynı zamanda kafiye pasajdaki mısraların dizinin de ve bir bütün olarak pasajın şiirsel örüntüsünde olmazsa olmaz bir unsurdur.

Anlatmaya çalıştığımız kafiye ve pasaj dizini konusunu, Kürt edebiyatının önemli kılamlarından (türkü / destan) olan Delal’dan bir pasajla örneklendirelim. 

 

Oy delal oy delal oy delal 

Bıra Dîyarbakır bışewıta ûce dıne

Zımane mı qarımî nave ta gotıne

Lınge kheyle qarımına belgiya mın û te çûn hatıne 

Omre me ne sad sala delal dure 

Pel panîya ma kırıye vê mırıne

mıtıke dıkım qılîra desta  u mali dınye

Verı delal daste xwa deste mıda 

Em hevesa dıle rezilra bıgerinî çar paytaxta, dema dıne

Tercümesi 

Oy sevgili oy sevgili oy sevgili

Diyarbakır yansın ki dünyanın ucudur

Adını anmaktan dilim yoruldu

Küheylanın ayakları yoruldu bizim için yol gidip gelmekten

Ömrümüz yüzyıl değil sevgili kurban olduğum

Bak ökçemize basmaktadır ölüm

Elimizin kiri dünya malına zehir girsin kulak asma

Gel sevgili elini elime ver

Rezil arlanmaz yüreklerimizin hevesi için 

Gezelim dört payitahtta dünya demini 

Görüldüğü üzere destanlarda, çok az istisnası olmakla beraber, ana kalıp ve kafiye örgüsü bu şekildedir.

Tabii bu Anadolu’daki dengbêjlerin diğer ülkelerdeki dengbêjlerden bağımsız oluşturdukları bir tarz değildir. Bu kadim bir inşa biçimi ve söyleme tarzıdır. Bunu çerçeveyi genişletip incelediğimizde Suriye’de Irak’ta Batı İran’da çok net olarak görmek mümkündür. 

Bir kültürel benlik dili olan müzik, mesafeleri aşan bir diyalektiğe sahiptir. Öyle ki, Halep’te, Afrin’de, Kobani’de, Şam’da, Bağdat’ta, Musul’da Süleymaniye’de Erbil’de Şengal’de ki inşa ve söyleme biçimleri aynıdır.

Ülkemizde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sesi ve yapıtlarıyla öne çıkan dengbêjlerimize baktığımızda detayda ince bir farklılığın, yerleşik bir söyleme/icra biçiminin kültür haline geldiği görülmektedir. Bu söyleme biçimi sadece Doğu ve Güneydoğu’daki bazı ünlü isimlerle yaygınlık kazanmıştır. Bu durumu incelediğimizde; dengbêj, destanı icra ederken yukarıda verdiğimiz inşa biçiminin ve söyleme biçimin hemen hemen tamamen dışına çıkarak hikâyeyi, destanı / kılamı bir ağıt gibi icra eder. Hikâyenin mahiyeti, duygusu çoğunlukla seçilemez bir düzeye gelir. Bu icra biçiminde eserlerin içerik olarak farklılıklarını duygu ve tonlamalarını kolayca fark etmek neredeyse imkansızdır. Dinlerken kendinizi bir ağıt tonlamasının içinde bulursunuz. İcracı sesi ile yaptığı tonlamalarla dolgu yapar ve mısraların akışına yön verir. Kılam /eser, zayıf bir kafiye diziniyle ardışık ve çok seri biçimde icra edilir. 

Bizce bu icra biçimi geleneksel algı açısından dinleyicinin diğer geleneksel söyleme tarzından aldığı zevki ve içselleştirmeyi yakalamasını zorlaştırır. Keza icracının acıklı bir ses tonu ve söylerken ki yüz ifadesi, jest ve mimikleri icra edilen yapıtın ayırt edici özelliklerini silik hale getirir. 

Kafiyenin zayıf olması ve pasajların hikâyedeki sahnelere göre tonlamaya tabi tutulmaması, yani tekdüze bir melodi ve haykırışla ağıt yakma tarzında / stran gibi söylenmesi bölgeye has bir tarz olarak ortaya çıkmış ve hala varlığını sürdürmektedir. Dengbêj Zahiro, Sıddıq Şakîro’da da bölge dengngbêjlerinin kahir ekserisinde bu inşa şeklini görmekteyiz.

Mukayese edecek olursak; Afrinli Hasnaz, Baqi Xıdo, Bave Selah ve daha örneklerini çoğaltabileceğimiz birçok ünlü dengbêjde, eseri pasajlar halinde net bir akış ve içerikle verildiğini ve hikâyelerdeki sahnelerin mahiyet olarak müzikal tonlamada yer bulduğunu görmekteyiz. Mesela Baqî Xido’nun, Bêmal, Xezal ve daha başka icralarında Bavê Selah’ın, Meyre ve Siyabend ve Delale Dewreş icrasında Has Nazî’nin Xezal’ında, Canbelî’sinde bu hususlar net bir şekilde göze çarpmaktadır.


*Mehmet Emin Bozarslan, 

PDf:https://share.google/EhYqGsSsQUKbbK3ei

 

Yorum Gönder

0 Yorumlar