![]() |
| Abdulvahap Sert / Yazar |
O; marksizm, emperyalizm, kapitalizm savaşçısı. Kalıplaşmış, donuklaşmış “tarihin taşrasında” yaşayan mukallit dincilerle mücadele içinde bir mücahit.
Batı medeniyetinin metinlerine getirdiği yorum ve çözümleriyle Batı karşısında İslam'ın göz aydınlığı; Şii ve Sünni dünyanın zihinsel varoluş dilemmasında İslam'ın parlayan güneşi... Bir şahit ve şehit Ali Şeriati. 20. yüzyıla damga vuran düşünceleriyle içerisinde bulunduğumuz 21. yüzyılı da etkilemeye devam ediyor.
O; marksizm, emperyalizm, kapitalizm savaşçısı. Kalıplaşmış, donuklaşmış “tarihin taşrasında” yaşayan mukallit dincilerle mücadele içinde bir mücahit.
Yol, yordam, usul, iz, işaret anlamındaki “Şeriat” soyismi en çok ona yakışıyor: Davası, inşası, metodolojisi var. Üslup adamı. Bu yüzdendir ki onu okumak, anlamak, onun dünyasından bir damar taşımak elbette bir ayrıcalıktır. Hele ki düşüncenin ışıklı salonlara, spot konferanslara hapsedildiği bir zamanda fikirleri daha da önem kazanıyor. Fakat onun okuru olup fiyaka satmaktan ziyade ondan bir damar taşımak en evla olanıdır. Yani Süheybi Rumi, Gıfarlı Ebuzer, Habeşli Bilal, Ammar bin Yasir, Farisi Selman'dan bir damar...
Tüm zamanların dinî-politik ve kurulu düzenin dışında bir çizgide varoluş mücadelesi veren damar; saf, diri ve dinamik...
Ali Şeriati'nin şahsiyetler üzerinden inşa ettiği düşüncede;
· Selman-ı Farisi: Hakikat arayışı ve entelektüel özgürlük
· Ebuzer el Gıfâri: Sosyal adalet ve mülkiyet eleştirisi
· Ammar bin Yasir: Direniş ve sadakat
· İmam Hüseyin: Şehadeti temsil eder.
Bu damarın modern temsilcisi Şeriati'dir. Sadece 44 yıl yaşadı. Kısa bir hayatın ardından müphem, çözülmeyi bekleyen bir metodoloji; ıstırabı, aşkı, hırpalanmayı, sürgünü, şehitliği ve şahitliği sığdırdı. Rahatsız ediciydi. Lortların ve kendini beğenmişlerin ağız tatlarını bozuyordu. Bu yüzden ölümünden sonra hâlâ hırpalanıyor olması, ciddi bir şekilde hâlen rahatsız etmeye devam ediyor anlamına gelir. Ebuzer, Selman, Bilal üzerinden sistemleştirdiği fikriyatı; Habil ve Kabil medeniyet algısı, proletarya, burjuva, sanat vs. onun teemmül edilmesi gereken birkaç görüşüdür. O aslında düzenin düşmanı değil, biriktirme ve tekelciliğin karşısındaydı. Köhneliğe, geri kalmışlığa “kitap-demir-mizan” formulasyonunu armağan edecek —Şeriati'yi Ebuzervari bir şahsiyet olarak gördüğümüzden onun bu yönü keşfedilmemiştir— kadar da akılcı bir aydındı.
Janjanlı eleştiri cellatlarının Allah'tan okey ve imza almışçasına ona nispet ettiği mason, sosyalist, marksist, şeytan, takiyyeci, inançsız gibi insaf dışı ithamlara cevabı, kendi diliyle, başka söze hacet bırakmaksızın “bir atımlık otu olan yazarlar” olarak tarif ediyor. Ve şöyle diyordu: “Ben, kendilerine rezil rüsva olmak istemiyorsam topluma uy sözünü şiar edinen kişilerden, topluma rüsva olmadan şöhret ve saygınlık kazanan beceriklilerden değilim. Bende toplumun rengine uyan, nabza göre şerbet veren bir maharet yoktur.”
Şeriati'yi anlamak için onda tecelli eden/etkilendiği simalara bakmak yeterlidir. Hz. Ali, Ebuzer, Selman-ı Farisi, Habeşli Bilal, Hüseyin, Fatıma, Zeynep... Şeriati'nin en çok etkilendiği simalardır. Bu isimler onun zihninde birer tarihsel figür değil, yaşayan birer bilinçtir. Münevverlik, özgürlük, adalet, sürgün, direniş, şehadet gibi kavramlar onun potasında ete ve kemiğe bürünür adeta.
Ayrıca onun Batılı birçok aydından etkilendiği doğru olmakla birlikte, onları okurken Şeriati İslami düşünceyi paranteze alır. Onların safına geçerek onların paradigması üzerinden olay ve olguları anlamaya çalışır ki bu da “özgür düşünce” denilen şeyin ta kendisidir. Bu söylediklerimizi “Medeniyet Tarihi” ve “Dinler Tarihi” derslerinde kendisi de itiraf ediyor. Ayrıca bu konuda üstat Gulam Hüseyin İbrahim Dinani, “Molla Sadra ve Sûhreverdî dersleri”nde söylediği şu sözlerle dile getirir:
“Siz bir inanca sahip olabilirsiniz; ama size bir fikir sunulduğunda inancınızı işin içine karıştırmadan onun üzerinde düşünebilirsiniz de. Örneğin benim birçok inancım var, birçok bağlılığım var; ama bir fikir ile karşılaştırdığımda onu fikir çerçevesinde ölçerim. İşin içine benim ne olduğumu, söyleyenin kim olduğunu karıştırmam; onun kim olduğu ile benim tutumumun ne olduğuyla işim olmaz. Bunun düşünce dünyasındaki karşılığı nedir? İşte buna özgür düşünce denir.”
Yine sosyolog Şeriati'nin Hüseyniye-i İrşad'da verdiği konferansların ses kayıtları üzerinden para kazandığı iddiasıyla karşılaşıyoruz. Böyle basit bir söylemle ona vurmaya çalışmak çocukçadır ve acizliktir. Bir eğitimcinin verdiği eğitim karşılığında geçimini sağlamak için bir ücret almasında sakınca yoktur. Bilindiği üzere o her şeyden önce bir öğretmendir. O kasetler üzerinden bir kuruş bile almamış, insanlar boş kasetleri getirip doldurmuşlardır. Onun kasetlerden para kazanmadığına inanmak isteyenleri, “İslamşinasi” (İslam bilim) derslerinin yirmi ikinci dersine bakma zahmetinde bulunmalarını tavsiye ediyoruz.
Hep meteliksizdi.
Yalnız bir öğretmen...
Ebuzer gibi baldırı çıplak.
Şeriati'de tecelli eden Selman'ı hatırlayalım:
Yahudilik, Hristiyanlık, Zerdüştlük, Mani dinleri tatmin etmiyor; bir dinden diğerine geçiyor. İran'ın şehzadelik hayatını, medeniyetini, özgürlüğünü ve nimetini bırakıp tek başına çöllere düşüyor ve orada bir kervana esir oluyordu. Yazgısı onu Medine'ye götürdü. Medine'de Yahudi'ye sattılar; bir Yahudi’nin kölesi olarak bir bahçede işçi olarak çalıştı. Arapların gözünde aşağılanan, değersiz görülen bir ırktan, Acem'den gelen Selman sonraları öyle bir makama ulaştı ki ensar ve muhacirler arasında Selman'ın ensardan mı yoksa muhacirden mi olduğu konusunda tartışma çıktı. Dediler ki: Muhacir ise Mekke'den Medine'ye gelmiş olmalıdır. Mekke'den gelmemiştir. Ensardan ise Medineli olmalıdır ki Selman Medineli değildir. İslam Peygamberi ihtilafı giderdi. Hz. Peygamber: “Selman bizim ailemizdendir.” dedi. Hz. Ömer'in Beytülmal'den maaş bağlamak amacıyla büyük Müslümanların listesini hazırladığı dönemde muhacirler bir listede, ensar başka listede, Bedir gazileri bir listede yer alırken Selman ise Hz. Peygamber'in listesinde yazılmıştı ve Peygamber ailesinin, ehl-i beytin aldığı maaşı alıyordu. İşte Ali Şeriati'nin de talihi Selman'a benziyor. Sünniler İranlı olduğu için şeytan olarak görmüş, Şiiler ise marksist diyerek üstünü çizmiştir. Fakat o hiçbir hizbin tarafında olmamış, Selman'dan olmuştur. Yani Peygamber'den, ehlinden olmuştur. İslam'ın entelektüel boyutunu temsil etmiştir. Asr-ı Saadet'te yaşamış olsaydı Hz. Peygamber “Ali Şeriati bendendir, ehl-i beytimdendir.” diyecekti (Allahu alem).
Ebuzer'i hatırlayın ve Ali Şeriati ile mukayese edin lütfen. Çöl, yalnızlık, isyan kavramlarını zihninizin bir köşesine yazın. “Kevir”i ve Ebuzer'i okuyun; aristokratların, mahalli hükümdarların, büyük beylerin yani mahkûm ve hâkim sınıfın şehirli kapitalizme başkaldırışın sembol ismi olan Ebuzer'in çehresini Şeriati'de göreceksiniz.
Bilal-i Habeşi'yi hatırlayın. “İslam onun gırtlağından yükselmişti.” Sülale, soy, ten renginin ötesine taşıyan, cahili düzeni darmadağın eden Bilal'in çehresi Şeriati'de tecelli ediyor. Bütün çağdaş sentetik ve yapay renkler, şaşırtıcı bir şekilde Ali Şeriati'nin buldozer kelimeleri karşısında eriyor. Nitekim soy, makam, rozet, mezhep, meşrep tanımayan Bilal gibi itilmiş bir çehredir Ali Şeriati.
Ammar bin Yasir'i hatırlayın! Ailesi ile bir yangın kulesinde İslam'ın nöbetini tutuyorlardı. Ateş çukurlarına atıldılar. Şeriati de babası, annesi, eşi ve çocukları ile İslam’ın nöbetini tutmuştur. Ve hâlâ İran'da onun açtığı çığırda oğlu İhsan, kızları Sara, Suzan ve Mona onun öğretilerini devam ettiriyorlar. Yasir ailesi, onun ailevi-toplumsal mücadelesinde yankı buluyor.
İmam Hüseyin'i hatırlayın ki Şeriati “Hüseyniye-i İrşad'ta Şehadet” isimli kitabında Hüseyin ile ilgili şunları yazıyor:
“Şehadet öyküsü ve yaptığı çağrışımlar biraz duygusal, biraz coşturucu, biraz da âşıkçadır.” Bilindiği üzere o da peygamber torunu Hüseyin gibi bir şehittir.
Üstat Şeriati, sadece Doğu değil, Batı medeniyetini de yakından tanıma fırsatı bulmuş; doğal olarak bir nebze de olsa Batı'dan etkilenmiştir. Fakat birçok aydın gibi Batı entelijansiyasına aklî melekelerini kullanan aydınların hakkını vermiş, fakat Batı medeniyetine hayranlık duymamıştır. Özellikle “Dinler Tarihi”, “İslamşinasi” dersleri, “Medeniyet ve Modernizm” gibi eserleri başta olmak üzere Şeriati'nin hemen hemen bütün metinlerinde Batı'yı eleştiren bir ruh olduğu izahtan varestedir.
Yukarıda bahsedilenlere binaen Ali Şeriati “Fatıma Fatıma’dır”, “Şehadet (Hz. Hüseyin)” yazmış, Ebuzer'i beyaz perdeye taşımaya çalışmış, Louis Massignon'dan Hallac-ı Mansur’u çevirmeyi denemiştir.
Dahası, Şehit Şeriati bir aksiyon adamıdır. “Hac”, “Kevir” (çöle iniş/hubut) dışında oturup kitap yazmadı. Onun kitapları, yaptığı konuşmalar, konferanslar, ses kayıtları öğrencileri tarafından toplanarak kitaplaştırılmıştır. Bu da, dediğimiz gibi, dava ve aksiyon adamı olduğunu gösterir. Tıpkı İmam Hasan el-Benna gibi; İmam'a neden kitap yazmıyorsun dediklerinde “Ben insan yazıyorum.” demişti. Şeriati'nin bu yönü, şimdilerde fildişi kulelerinde kitap yazmak adına klavyenin tuş uçları arasında kaybolan aydınlardan ayrılan özelliğidir. İnsan yetiştirmesi ve mahkûm sınıfın safında, halkın arasında olmasıdır. O bu konuda şunları yazmıştı: “Şehrin yüksek kafelerinde oturup daima geri kalmış toplumlardan, falan filan ekolden bahsederek vakit öldüren aydın, sadece kendisi için vardır. Halk onun varlığını asla hissetmiyor. Eğer aydın hissedilmek istiyorsa o merdivenlerden aşağıya inmeli, o yüksek evleri, kafeleri ve fildişi kuleleri terk etmeli, halkın arasına karışmalı, halkın dert ve ihtiyaçlarını hissetmeli ve kendisini de hissettirmelidir.” O, çölü ve yalnızlığı fildişi kulelerine tercih etmiştir.
O böyle bir adamdı. Aydın, Batı metinlerine karşı yaptığı çıkışlar; şehadet, Ebuzer denilince akla gelen ilk kişi...
Onda sorun yoktur.
Sorun, onu anlamak istemeyenlerin konforlarındadır.
Kaynakça:
*Molla Sadra - Sûhreverdî Dersleri, Gulam Hüseyin İbrahim Dinani (Önsöz Yayınları)
*Şahadet, Ali Şeriati (Fecr Yayınları)
*Dinler Tarihi, Ali Şeriati (Fecr Yayınları)
*Medeniyet Tarihi, Ali Şeriati (Fecr Yayınları)
İslamşinasi, Ali Şeriati (Fecr Yayınları)


.jpg)
0 Yorumlar