![]() |
| Gürgün Karaman |
İlk taşı günahsız olan atsın.
#Epstein küresel bir kötülük çetesi değil, kötülüğün küreselleşmesidir. Küreselleşen kötülüğü küresel bir çete üzerinden okumak, kötülüğün küreselleşmesinden kaçmak değil de nedir? Çünkü kötülük, bizzat nefsin/arzunun, tam da neoliberal kapitalizmin doğurduğu ve genel insanlık durumunun da bunu talep ettiği bir sonuçtur: Daha lüks bir yaşam... Daha doruk arzular... Lüks telefonlar, arabalar, elektronik cihazlar; lüks yaşam ve mekânlar...
Üzerinde yaşadığımız kadim toprakların çocukları dahi siyonist bir iPhone telefona meftun... Lüks bir kafede, bir aileyi dahi doyuracak parayla bir kahve içip bununla karizma inşa etmenin sahte maneviyatı... Binlerce aile kirada yaşarken sadece bir kişinin binlerce daireye sahip olması... Sermaye sahiplerinin her mahalle başını işgal ederek mahalle bakkalının canına okuduğu bir Anadolu Türkiye'si... Gündüz kuşağı programlarında kaynanasıyla gayrimeşru ilişkinin üzerinden dahi kapital elde eden bir yayıncılık ve daha nice facialar...
İnsanın “varlık evi” olan “beden”in mahremiyetinin para kazanma uğruna pornografinin cehenneminde kurban edildiği reklamlar, müzik organizasyonları... Bir araba reklamında pornografinin işlevselleştirilerek daha çok araba satma stratejilerinin meşrulaştırıldığı ekran despotizmi... Bir çikolata reklamında bir mankenin pornografik bir nesne olarak kullanılması...
Bedenin mahremiyetinin ayaklar altına alındığı baskın bir realitede benlik yoktur. O benlik artık felç edilmiştir.
İmaj uğruna pornografik olanın sermaye birikimi yaptığı çirkef ve lanetli bir arzu diyalektiği... Bu, gerçeklik öznesi insan olan bir gerçeklik... Kitlelerin doymak bilmez arzularıyla inşa ettikleri bir gerçeklik... Kimse kitlelerin burada aldatıldığını iddia edemez. Kitleler bunu talep eden, buna dair kolektif bir arzu politikası üreten bir vakum gibi hareket etmektedir. Kitleler kandırılmadılar; tam aksine, arzularını tatmin ettikten sonra arzusal çirkefliğin sert duvarına çarptılar. Bu, o kadar vahim bir durum ki çarpmanın kendisi bir norm hâlini almış durumda.
İnsanlık tarihinde nice savaşlar, kötülükler, sapmalar, sapıklıklar, barbarlıklar ve vahşetler her zaman var olmuştur. Ama tarihin hiçbir döneminde bu kadar soğukkanlı, çirkef ve bir o kadar da çıplak, insanlığın genelini kapsayacak düzeyde olmamıştır.
Mart 2007'de vefat eden, Nietzsche'nin son büyük öğrencisi olan Baudrillard, küreselleşen bu durumu “Kötülüğün Şeffaflığı” ve “Şeytana Satılan Ruh” şeklinde kavramsallaştırmış; bir başka eserine de Nietzscheci bir feryatla “Neden Her Şey Yok Olup Gitmiyor?” adını vermişti.
Küresel ölçekte ve maksimum bir kötülüğün şeffaflık düzeninde kendini var eden bu “kötülüğün sıradanlığı”nı ortaya çıkaran Batı aklının düşünme yöntem ve pratikleri masaya yatırılmadan, sadece şeytani olanı taşlamak yetmeyecektir. Çünkü kötülüğün kendisi dahi “kötü” olmaktan çıkıp meşru ve makbul bir norm hâlini almıştır. Anormal olanın norm olması; kriz/kötü olanın bir sistem olarak pratiğe dökülmesi...
Onlar yeryüzünde iktidarı ele geçirdiklerinde ekini ve nesli yok ederler.
Siyaset, sermaye, entelektüel, filozof, edebiyatçı, sinemacı, iş insanı, istihbarat, diplomasi... Küresel bir kötülük ağı...
Asıl sorgulanması ve doğrulanması gereken şey, bunu meşrulaştıran dinamikleri ortaya çıkarmaktır... Yani Batı'nın ve onun kendisini üzerinde var ettiği düşünme biçimini. Batı aklının kendi iç çelişki ve krizlerini; bu krize karşı nasıl bir hikmet dilinin inşa edileceğini ve pratiğe nasıl döküleceğini...
Batı aklının kendi iç kriz, çatlama, yarılma, dağılma ve çöküşüne; yine Batı aklını referans alacak, ona dışarıdan alternatif oluşturabilecek bir düşünme ve onun pratiği gerekir.
İç krizi besleyen temel düşünme alanları:
Ø Deleuze & Guattari felsefesinin cinsiyetsizleştirmeye ne kadar hizmet ettiği...
Ø Hegel ve Heidegger felsefelerinin faşist içeriklerinin nasıl bir işlev gördükleri...
Ø Darwinist okumanın “doğal seçilim” iddialarının ne kadar belirleyici olduğu...
Ø Eğitim felsefesi açısından davranışçı ve konservatif kuramların nasıl bir insan ve modellik ürettiği...
Ø Sermaye ve popüler olanın insani olan her şeyi nasıl tahrip ettiği...
Diğer taraftan; sadece birkaç hafta içinde Türkiye'de sözüm ona sanat-sepet (!) tayfasının uyuşturucu operasyonları bunlardan bağımsız ele alınabilir mi? Sözde İslamcı muhafazakâr camianın en büyük ulusal kanalının genel yayın yönetmeni ve onun etrafında kümelenen “Kötülüğün Şeffaflığı”nı bundan bağımsız düşünmek mümkün müdür?
Gelelim Doğu'nun dogmatik ve despotik aklına:
Ø Bu akıl, en kutsal olana dayandığını iddia ederken en kutsal olanı da örtük kötülük için nasıl araçsallaştırdığı...
Ø Batı'nın Doğu'yu despot ve insan haklarından uzak, geri kalmış toplumlar olarak kodlarken; Doğu'nun da kendi despotik ve dogmatik aklını örtmek için Batı'yı sürekli emperyalist/haçlı olarak kodlaması birbirini nasıl beslemektedir?
Ø En basitinden, bu ülkenin akademisyenlerinin dahi “Kürtler yoktur, Kürt tarihi yoktur vs.” iddialarının baskın kabul gördüğü bir ortam bundan bağımsız düşünülebilir?
Ø Hakikatin, ahlakın, erdemin, ilmin ve bilimsel nomos'un her taraftan inkâra tabi tutulduğu genel bir insanlık durumunda belki de yapılacak şey, bir Nuh gemisi inşa etmek; bir Ashâb-ı Kehf gibi 310 yıl bir mağaraya çekilip çöküşten sonra en azından hakikate dair tohumu korumaktır.
...
Epstein, küresel kötülük mekanizmasının içinde yer alanlar kadar yer almayanların da suçlu olduğu küresel bir çöküşün eşiğinde: İlk taşı günahsız olan atsın.
#EpsteinFiles




0 Yorumlar