Ticker

6/recent/ticker-posts

Destan Kahramanlarının Kültürel Özellikleri

Okunma sayısı: 135

Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert

[Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert'in kaleminden "Dengbêjlik Geleneği" yazı dizisi devam ediyor.]

Destan Kahramanlarının Kültürel Özellikleri

Yerel kültürler başta olmak üzere ulusallaşan ve evrenselleşen destan kahramanlarının karakterleri ve karakterleri vücuda getiren ruh hâllerinin aynı olduğunu görüyoruz. Yani tüm kahramanların hamuru büyük oranda aynı mayadandır.

Onlar ilahi güçle kuşandırılarak ödüllendirilmiş şahsiyetlerdir. Onlar cesur ve yenilmezdiler. Onlar kurtarıcı ve iyilikseverdir. Onlar kararlı ve gözü pektir. Onlar sevgiyi ve merhameti zirvede yaşar ve yaşatırlar. Onlar adil ve cömerttir.

Onlar istediklerini elde etmek için daima ölmeyi göze alan nadide şahsiyetlerdir. Onları izleyen insanlar böyle karakterlerin potasında erimeye çalışır. Onların gönül yaraları üzerinden âşıklar kendini konumlandırır. Onlara özenir, onlar gibi olmak isterler. “Hikmet eskilerledir” düsturu gereğince eski adamlar gibi mert, kadim sevdalar gibi derin yaşanmışlıkların izini sürmek isterler.

Gerçek şu ki insanoğlu eskiye daima özlem duyuyor. “Rind’in Ölümü” adlı eserde ihtiyar bir rind, “Ben bizim destanlarımız, bizim şarkılarımız kadar eskiyim. Düne aitim, bugüne değil. Bundan keyif alıyorum. Çünkü dünya her geçen an biraz daha kötüleşiyor.” diyordu. Oldukça yerinde bir tespit değil midir bu? Zira köklere bağlılık, çıkarsız dostluklara ses vermek bu bedbaht hayatın mutluluk kaynağıdır.

Destan kahramanları doğuştan ilahi güçlerle donatılmış karakterlerdir. Kimi zaman ölmeye ve de ölmemeye karar verebilecek bir iradeye sahiptirler. Onlar en zor zamanlarda ortaya çıkarak beklenen kurtarıcı rolünü yerine getirirler. Kahramanlığa soyunanlar ve aşkı göze almaya kalkışanlar onlara imrenir. Dengbêjlerin dengiyle (sesiyle, sözleriyle, söylemleriyle, eserleriyle) terbiye olmuş bu güzel toprakların halkları, bağrı yanık yiğitler kahramanların yaraları üzerinden ürettiği tasvirlerden kendine ve sevgilisine paylar çıkartırlar. Şimdiki zamanlarda yaralı yiğitlerin kahır ve dertleri gözükmesin diye yapay dağların arkasına saklama çabaları görüldüğünde, dengbêjlerin coşkusuna kapılıp sevdiği için gözyaşı döken yiğitlerin asil duruşları daha bir anlam kazanıyor.

“Sırtını ya gerçek bir yiğide ya da geçit vermez bir dağa yasla.” der atalarımız. Destanlarımızın kahramanları her biri bir dağdır. Başı dumanlı, dertli birer dağ…

Destan kahramanları çizgi üstü insanlardır. Mesela Oğuz Kağan doğduktan kırk gün sonra at biner, kılıç kuşanır. Yukarıda bahsettiğimiz özellikleriyle birlikte anlatılır. Bu vasıflar bizim kılamlarımızda (müzik eserlerimizde, türkülerimizde, destanlarımızda) sevgi ve aşk ile birlikte en çok destan kahramanlarının yaşanmışlığında mükemmel lezzete ulaşır.

Onlar sever, âşık olur, özlerler. Sevdiklerini korumak için canlarını feda ederler. Sevdiklerini kaybettiklerinde ağlar, başlarını yerden kaldıramazlar. Matemlerini çeşitli geleneksel sembollerle ifade ederler. Bu sembollerden bazıları şunlardır: Karalar bağlanır, kadınlar saç örgülerini keser, erkekler inzivaya çekilerek uzun süre meczubi bir hayat yaşarlar. Matem sürecinde sevinç oluşturacak hiçbir şey yaşamazlar. Atların kuyrukları kesilir. Bazen kaybettikleri kahraman sevdiklerinin atlarını azat ederler. Saçlarını ve sakallarını tıraş etmezler, eşleriyle buluşmazlar.

Mesela: Dımdım Kalesi (Qela Dîmdîmê) destanında böyle bir durum şöyle zikredilir

“Hanlardan sonra, sağ kalırsak geride,
Kazısınlar kafalarımızı,
Kessinler zülüflerimizi” denir.

Yaşanan kayıpların ardından sevdikleri için anıt ifadeler ve vecizler kullanırlar. Doğan yeni varislere onların adlarını verirler. Onların ölümsüz şahsiyetleri için sembol anıt yapılar meydana getirilir. Önemli bir doğal yapıya onun adını vermek gibi.

Destan kahramanlarının kadim dostları, kan kardeşleri, Kürt Edebiyatı’ndaki ifadeyle “ahret kardeşliği (Bırayê Exiratê)” dedikleri arkadaşları vardır. Bu husus destan geleneğinde genellikle bir kişidir. Ancak bazı destanlarda yoldaş sayısı birden fazla olabilmektedir.

Bu kardeşlik/dostluk geleneğinin ana kökeni Şengal bölgesinde meskûn kadim Ezîdî halkın kültürel unsuru olarak bu coğrafyada yaygındır. Kardeş, yakın dost kültü, büyük olasılıkla önce Mezopotamya kültüründen kaynaklanan ve daha geç dönemler için de Şengal Ezîdîleri’nin yaşattığı bir inanç ve kültürel kült olarak varlığını az da olsa şimdi de sürdürmektedir. Avesta’nın ve Mishefa Reş’in metinlerinde de bu kültün izlerine rastlanılır. Bununla birlikte bahsi geçen geleneğin Müslüman Kürtler arasında geç dönemlerde de devam ettiğini, ancak yarattığı eski etkileşimin azaldığını, hatta bazı yörelerde tamamen unutulduğunu söylemek mümkündür. Kürtlerin kahir ekserisinin İslamiyet öncesinde tabi bulundukları Ezîdî’lik inanışı ve kültürünün bazı izleri İslam’dan sonra da varlığını sessizce korumaya ve yaşatmaya devam etmiştir. Ahiret kardeşliği ve kirvelik kültü bu çerçevede karşımıza çıkan örneklerdir.

“Kardeşlik/yakın dost veya can yoldaşı” olarak tabir edilen bu kültün birçok örneği vardır: Gılgamış’ın can dostu Enkidu, Aşil’in can dostu Patroklos, Kürt mitolojisindeki Demirci Kawa (Kawa Nemir’in) en yakın dostu Fereydun’dur. Oğuz Kağan’ın en yakın dostları altı oğlu; Afrasyab’ın en yakın dostu Piran Vişe’dir. Manas’ın en yakın dostu Kökçe ya da Kökçü, bazı varyantlarda Almambet’tir… Zaloğlu Rüstem’in en yakın dostu Rehimgir (Reham)’dir. Dewrêşe Evdî’nin can yoldaşı kardeşi Sadun’e Evdî ve Çîlo’ye Îzolî’dir. Siyabend’in arkadaşı, can yoldaşı sûware Albacax Qadha’dır… Teyar Beg’in arkadaşı, can yoldaşı Ehmed’e Çûk’tür. Ferza Çolbag’e Destanı’nda Ferzê’in kardeşi Sadun’un can dostu amcasının oğlu, aynı zamanda Ferzê’in nişanlısı Ankâri’dir.

Görsel kaynağı: www. ajans 02.com./ @kadirbalci02 (Erişim tarihi: 01,02, 2026)

Hülasa, can yoldaşı hususu kahramanların karakterlerini/rollerini tanımlayan, tamamlayan unsurlar olup kahramanların düşmanlarla olan münasebetleri insani tavrı anlamlı kılmaktadır.

Kahramanların düşmanları ve ona denk lider düzeyindeki rakibi, daha doğru tabirle hedef düşmanı, eskiden tanıdığı, hatta belli bir geçmişi ve hukuku olan kişi veya kişiler olabilir.

Kahramanlar kendilerini bekleyen kaçınılmaz savaşta asla kontrolü kaybetmez. Daima itidalli ve aklıselimle hareket ederler. Önce hasmı olan lider kişi veya kişilerle müzakere esaslı görüşmeler yapılır. Bazen de birbirlerinin ordu gücünü test etmek amacıyla savaşçıları karşılaştırırlar. Kahramanlar daha çok karşı tarafın lider düzeyindeki belli başlı adamlarını ortadan kaldırarak hedeflerine ulaşırlar. Onlara bağlı birliklere dokunmaz, katliam yapmazlar. Bozguna uğrayan birliklerin liderleri öldüğünde genellikle savaşı sona erdirirler.

Kahramanların düşman tarafın liderleriyle ilişkisinde belirgin bir kalenderlik ve alicenaplık göze çarpar. Düşmanını öldürmüş ama hak ettiği şerefi, onuru bahşederek cenazenin/cenazelerin alınmasına ve yapılacak merasime son derece saygı ile yaklaşılır. Namus, şeref, haysiyet ayaklar altına alınmaz. Düşmanın yenilmişliği onurunun çiğnenmesi gerektiği anlamına gelmez. Düşmanın şeref ve haysiyetlerine derin bir saygı duyulur. Bu, destanlarda kanunlaşmış bir gelenektir. Örneğin Siyabend, Şîkak Aşîretî’nin on iki ileri gelenini ve büyük liderleri Qaramircan/Qaragetiran’ı öldürdükten sonra, “Elin fakirinin fukarasının kanına girmek yiğitlik değildir; bu Allah’ın adaletine sığmaz.” diyerek savaştan elini çeker ve Xace’yi gece bıraktığı mekânına geri döner.

Destanlarımızda namus ve kadına uzanan el mutlak anlamda cezalandırılır. Kürt Edebiyatı’ndaki Siyabend ve Dewrêşe Evdî Destanı’nda ve daha birçok yerli ve yabancı destanda bu duruşu çarpıcı biçimde çokça görmek mümkündür. Örneğin Davrêşe Evdî destanında Anez, Şemar ve Gêsan Aşîretlerî’nin yedi büyük lideri öldürüldükten sonra savaş soğur ve kardeşi Sadun, Dewrêş’in savaşa devam etmemesi gerektiğini salık verir. Fakat Dewrêş şöyle der: “Eğer bunlar talanımızı almış olsalardı anlardım; eğer kanımızı akıtsalardı anlardım; eğer çadırlarımıza baskın verip bizi bozguna uğratsalardı yine anlardım. Fakat bunlar bizim namusumuza el ve dil uzatıp benim nişanlım Êdûle’nin sorgulîlerî’ni Mîlan gençlerine pazarlık ve mezat konusu yapmışlardır. O yüzden bunların köklerini kazıyıp kurutacağım.” der. Onların ricalini yok ettim; ordularını da yok edeceğim. Çünkü şartlar ne olursa olsun baş dururken ayak öpülmez diyerek savaşa devam eder. Savaşın sonunda Dewrêş de öldürülür, savaş biter. Düşman ricalinin cenazeleri ve Dewrêş’in cenazesi saygı ve büyük kederler içinde obaya, aşiretin merkezine getirilir ve ortak acılar içinde ortak ağıtlar yakılır. Özge olan şu ki: Aynı zamanda destan kahramanları karşılarına çıkan düşman ricalini öldürdüklerinde oturup ağlamışlardır. Aşîl, Hektor için ağlamış; Devrêş ise Efer’e Gêsî için çok üzülüp kederlenmiştir. Ayrıca destan kahramanlarının donatıldığı ilahi güçler savaşta ve barışta onun gizli yeteneklerini ortaya koymasında önemli bir yer tutar. Kürt Edebiyatı’ndaki destanların kahramanlarının bazılarının doğa üstü yardımcı güçleri vardır. Bu hususa örnek vermek gerekirse Sîyabend’in kendisine yardımcı olan, kendisinin gördüğü ama düşmanın görmediği sağında kırk, solunda kırk gaybî savaşçı yoldaşı vardır.

Hame Mûsake’nin aynı şekilde zırhını kuşanıp düşman üstüne seklawî sürdüğünde arkasından seksen savaşçının atlarının ayak izleri görülür. Bunlar Hame Mûsake’nin beraberinde savaşan askerlerdir.

Hesenê Elî Beg Destanı’nda da yine aynı şekilde beraberinde hareket eden seksen kişiden oluşan gaybî savaşçıları ve yoldaşları vardır. Dara düştüğü her yerde bu savaşçılar onun yanında hazır bulunur ve onu korurlar.

Elbette destan kahramanları yalnızca olağanüstü güçlerle donatılmış mitolojik figürler değil; aynı zamanda bir toplumun vicdanını, adalet anlayışını, sevme ve yas tutma biçimini, dostluğa ve düşmana bakışını temsil eden kültürel hafızalardır. Onlar aracılığıyla cesaretin kaba kuvvetten, yiğitliğin zulümden, savaşın talandan ayrı tutulduğu bir ahlâk düzeni inşa edilir. Destanlarda kahraman olmak gücü ölçüsüzce kullanmak değil, gücü adaletle sınamak, düşmanı bile insan onuruyla kuşatabilmektir. Bu yüzden destan kahramanı, zafer anında da mağlubiyet anında da insan kalmayı başarabilen kişidir.

Bugün yapay kahramanların ve sığ anlatıların gölgesinde kalan dünyamızda destan kahramanlarının çizgi üstü ama derinlemesine insani duruşları bizlere köklerimizi yeniden hatırlatır. Onlar; dostluğu kutsayan, namusu sınır bilen, aşkı uğruna can veren, düşmanına bile haysiyet bahşeden kadim bir kültürün sesidir. Bu sesin geçmişte kaldığı sanılsa da hâlâ bu toprakların dağlarında, ağıtlarında, dengbêjlerin dilinde ve halkın vicdanında yaşamaya devam etmektedir. Destan kahramanlarını anlamak aslında kendimizi ve kaybetmek üzere olduğumuz insani değerleri yeniden hatırlamaktır.

* Kürt Kahramanlık Destanı Dımdım, Ordîxanê Celîl, (Avesta Yay.) 2016, İstanbul, s. 63

 

Yorum Gönder

0 Yorumlar