Ticker

6/recent/ticker-posts

DESTANLARIN YAPISAL ÖZELLİKLERİ - I

Okunma sayısı: 69

Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert

 [Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert'in kaleminden "Dengbêjlik Geleneği" yazı dizisi devam ediyor.]

Kürt Edebiyatında Destanlar, Hikâyeler,  Delaller, Berçemler, Dıloklar üzerine yapılan yazılı çalışmalar her geçen gün artarak devam etmektedir. Bu alanda kıymetli kaynak eserlerin ortaya çıkması, destanların toplumsal hafıza açısından yerini ve önemini anlamamıza ciddi katkılar sunmaktadır.Bu türlerdeki edebiyatın  kendisini yenilerek geliştiğini görmekteyiz.


Destanların yazıya geçirilerek kayıt altına alınması, metinsel  bütünlüklerinin korunmasını ve üzerinde çalışmayı kolaylaştırdığı gibi edebi değerlerinin analiz edilmesinde de büyük bir eksikliğin giderilmesini sağlamıştır. Nitekim romacılığıyla ünlenen Mehmet Uzun’da destanlardaki saz ve sözün öykü ve romanda da devam ettirilmesini savunmaktadır. Bu açıdan destanların içerikleri ve yapısal unsurları daha net çizgilerle tahlil ve analiz edilebilmektedir.

Bu bağlamda destan, efsane, hikaye, masal, şiir gibi edebi türlerde külliyatlı yapıtların yazılı edebiyattaki yerini almaya başladığını söyleyebiliriz. Dahası kadim Mezopotamya edebiyat geleneğiden günümüze ulaşmayı başarabilmiş edebi eserlerin daima daha büyük ve idealist çalışmalarla topluma kazandırılması gerektiği bir gerçektir.       

Dünya edebiyatına bakıldığında hemen hemen tüm milletlerin milli destanlara sahip olduğu ve bu edebiyat türünün Sümerler’e kadar giden kadim bir geleneği olduğu görülür.

Bu yönüyle  destanların yaşatılıyor olması ait olduğu kültürel çevrelerinin -daha yerinde bir ifadeyle etnokültürün- tarihsel onur kaynağı durumunda olduklarını söylemek yerinde olur. Nitekim Manas ve Çanakkale destanları bu hususu temsil eden önemli örneklerdendir. Keza Kırgızların milli gurur kaynağı olan Manas Destanı hacim olarak bilinen en büyük destandır ve hâlâ Kırgız ozanları tarafından yazılmaya devam etmektedir.

Destanların içerik olarak taşıdığı değerler ve değer yargıları ait oldukları milletlerin hafızasında iz bırakan ve toplumsal hafızayı zamana karşı daima yenileyerek diri tutan unsurlardır. Bu açıdan milletlerin dimağında sarsılmaz bir yere sahiptirler. Yakın zaman destanlarından/ yapıtlarından Çanakkale Destanı bu hususun  en çarpıcı örneğidir.

Destanlar milletlerin/halkların uzak tarihsel geçmişlerini anlaması / anlamlandırması hususunda ve diğer milletlerle mukayese gerektiren durumlarda en büyük referanslar olarak ortaya çıkarlar. Çünkü destanlarda o milletin varoluşsal kültürüne ve tarihine dair bütün kültürel kodlar ve ince farklılıklar mevcuttur.

Destan ait olduğu milletle, millet de kendi tarihi süreçleri içinde inşa ettiği destanla bütünleşen bir duygu ve özümseme içindedir. Milletlerin kendi etno kültürlerini ve yaşamlarına ait tüm detayları yükleyerek inşa ettiği bu yapıtlarda destan kahramanları ve diğer figürler üzerinden dönemsel olarak nesillerin bir “BEN” kimliği ve ifadesi kazanması amaçlanmıştır.

Bu vesile ile biz de bu çalışmamızda mümkün olan en verimli çabalarla okura bu alanda destan türü ile ilgili kaynak bilgiler ve kültürel antropoloji açısından değerlerini koruyabilmiş yapısal unsurları sunmaya gayret ettik.

Mehmet Hanifi Arslan & Dengbêj Haşim Tokdemir


Destanlarda söz ve anlatım biçimleri:

 Destanların yapısal özellikleri, doğdukları coğrafyalar ve temsil ettikleri milletler farklı olsa da birbiri ile örtüşen evrensel bir nitelik taşıdıkları görülür. Daha çok uzak zamanlarda meydana gelmiş, insanı, toplumu/bölgeyi, kültürel antropolojiyi derinden etkilemiş unutulmaz olaylardan ortaya çıktıkları görülmektedir.

Bu olaylar milletlerin dilinde ve dimağlarında birer kahramanlık ve aşk hikâyesi olarak şekillenmiş, dengbêjlerin elinde ve dilinde salt edebi metinler olarak kalmamış aynı zamanda birer sanat  eserine dönüşmüşlerdir.

Kürt müziğinde “kılam” dediğimiz icra tarzı destan edebiyatının taşıyıcı ana unsurudur. Temelde sözlü çıplak sesle gerçekleşen anlatım, kılam icrasıyla yerini güfteli ve besteli müzikal anlatıma bırakmıştır. Dengbej ilhamı ve marifetiyle tabir yerindeyse kelamı/sözü kılama dönüşmüştür.

Bu yapısal form bir ana kaide olarak edebi türlerin hemen hepsinde (masal hariç) bir yapı taşı haline gelmiştir. Tabii bu hikâye anlatıcılığını tamamen ortadan kaldırmış değildir, fakat asgari bir düzeye indirgemiştir. Bu seslendirme ve söyleme biçimi müzikle birleştiğinde dinleyici açısından daha büyük rağbet görmüş, besteler ve taşıdıkları tınılar her dinleyicinin özümsediği ve mırıldandığı beste kalıpları haline gelmiştir.

Nesilden nesile aktarılırken beste ve biçim korunmuş aynı tını ve tat asırlar aşarak hep yeni nesil muhataplarına kendini dinletecek bir kıymete ve kudrete sahip olmuştur. Güfte ve beste olarak kılam biçiminde dillendirilen eserler insanın ve toplumun dimağında ve hafızasında silinmez bir yer edinerek ölümsüzleşmişlerdir.       

Destanların içeriğinde yer alan deyim ve atasözleri., veciz ve kısa anekdotlar, çarpıcı betimlemeler ve telmihler günlük hayat içerisinde insanlar arası iletişim ve etkileşimde etkili bir unsur haline gelmiştir. Bu bağlamda hikâyeyi destanlaştıran kültürel kodların tarihsel referanslar haline gelmesi sağlanmıştır.

Kürt destanlarında dengbêjlik geleneği, anlatım biçimleri ve türleri:

Kılam: Sözlü edebiyatın  güfte ve beste olarak müzik eşliğinde icra edilen en kapsamlı anlatım/söyleme biçimidir. Sözlü  anlatımında ve sanatsal icra usulünde geleneğin içinden yetişmiş dengbêj dediğimiz ozanlar tarafından icra edilen kılam türü, ağıt/stran ve ilahiler/Mata veya Metalar dışındaki tüm tür ve icraların genel ismidir.

Bu icra biçiminde dengbêjin kabiliyeti ve nefesi belirleyici bir öğe olarak anlatıma yön verir. İcracının sahip olduğu ozanlık hikmeti ve şiirsel yeteneği sahneleri, diyalogları tadına doyulmaz yoğun tasvirlerle donattığı için kılam icraları uzayabilmektedir.

Destanların, efsanelerin, ve tarihsel arka planı olan hikayelerin sanatsal bir yorumla aktarılmasında kılam icra biçimi başta gelir.  İcra büyük oranda manzum olarak işlenir ancak kimi zaman debgbêj kısa mensur anlatımlar da yapar bu mensur anlatımlar daha çok destandaki bablar- perdeler arasındaki aşamalarda kullanılır. Yani anlatının bir diğer aşamasına yahut boyutuna geçildiğinde dengêj müzikli icraya ara vererek dinleyiciyi bilgilendirir.

Delal/Berçem Kılamları (Aşk/Sevgi Şarkıları):

Delal yahut berçem denilen türde de icra biçimi  aynen kılam gibidir. Destan ve efsanelerdeki kılam içeriklerinden farklı olarak kişinin yaşadığı aşk acısını çeşitli tasvirlerle dile getirmesi veya dengbêjden bu yaşadığı ağır acıyı bir esere dönüştürmesi için ricada bulunmasıyla ortaya çıkan ve yaygınlık kazanan bir icra türüdür. Müzik eşliğinde, içeriğe uygun nota ve ritimler ile icra edilir.

Özetle, hayatın akışı içerisinde yaşanan aşk- sevgi hikayeleri ve daha çok trajik yahut travmatik son ile biten aşıkların murat bulamadığı, vuslata eremediği hikayelerin kılamlarıdır.

Delal, lawık ve berçem denilen bu tür, şarkılar/ kılamlar günlük hayatın akışı içinde dinleyicinin kendi hikâyesini onunla özdeşleştirerek tabir yerindeyse efkâr dağıttığı şarkılardır. Ana temaları aşk ve sevgidir. Türün teşbih ve tasvirleri tamamen âşıkın ve maşukun birbirine olan sevgi özlem ve iltifatlarını içerir. Delalê Dewreş dışındaki delallerde kahramanlık teması yoktur.

Kürt edebiyatında delal kelimesi oldukça kapsamlı ve kuşatıcı bir anlamsal alana sahiptir. Bu bağlamda delal denildiğinde dile, edebiyata vakıf olan hemen herkes delal ile ne anlatıldığını anlar ve anlamlandırır. Çünkü âşıklar/ Sevgililer birbirlerine delal diye seslenir.Çünku delal sevilendir, delal esirgenendir, delal beklenendir, delal murattır, delal kavuşmaktır. Delal olmak tam tabirle “tamam olmanın” olmazsa olmaz şartıdır.

Dılok ( Hareketli, Nameli Düğün- Eğlence Şarkıları):

Dılok türleri hareketli şarkılardan muteşekkil olup düğün gibi eğlence merasimlerinde kendine yer bulur. Dilok türünde de ağırlıklı olarak aşk-sevgi konuları işlenir. Fakat diloklarda gizlenmiş mesajlar, uyarma, yani dedikodulara kulak asmama, sevgiliyi kızdırma, alaycı ifadeler, vefasızlığa hayıflanma  gibi değişik bir içerik görülür. Zamanımızda dıloklar Kürtçe bilmeyenler tarafından bile içtenlikle karşılanmakta ve söylenmektedir.

Stran/Şîn (Ağıt):

Bu tür, günlük hayattaki yerini kültür ve edebiyattaki etkileyici rolünü korumaya devam etmektedir. Stran/ ağıt türü geçmişten günümüze kendisini güncelleyebilen ve kendilerini çoğaltabilen yapıtlardır. Trajik  ve dramatik olayların yakın çevreden uzak çevreye yaygınlaşması ve derin duygularla hissedilmesi ağıtları/stranları meydana getirmiştir.

Kişi, duyduğu acıyı öz benliğinden taşan duygu ve seslerle dile getirir, Bu ilgilileri tarafından ve daha çok dengbêjler tarafından düzenlenip derlenerek şekillendirilir. Ve yaygınlık kazanması sağlanır, söylendikçe benimsenir. Benimsendikçe yaşar-yaşatılır. Uzak tarihsel örnekleri olduğu gibi yakın dönem örnekleri de mevcuttur.        

Stranlar daha çok stranbej denilen kişilerin icra ettiği bir tür olup trajik hikayelerin, ölüm sahnelerinin anlatımında kulanılmaktadır. Kürtçede Şîn denilen, ölenin üzerine/ardından ağıt yakma geleneğinden ortaya çıkan bir icra biçimidir. Aslında diğer türlerden farklı olarak stranlar önceden tasarlanmış güftesi ve bestesi yapılan eserler değildir. Yaşanan büyük acının üzerine ya da hemen arkasından yakın kişilerin acılarını dindirmek için dile getirdikleri yalvarış ve çığlıklardır. Genellikle feleğe sitem edilerek söylenen ağıtlardır.

Stran türünü üreten ve icra eden Stranbej ile dengbej kavram ve tanım olarak karıştirilsada birbirinden farklıdırlar.Keza  dengbejlik kadim bir mesleki uzmanlıktır. Fakat stranbejlik adı altında bir sanat yoktur. Bazı yörelere özgü ağıtçılık adı altında bir mesleğin varlığı dile getirilse de literatürel olarak yer edinmiş değildir.

Esasen dengbêj, icrasındaki bütün trajik sahnelerde bir stranbejdir. Kahramanın veya diğer karakterlerin üzerine o sahneye özel yaktığı ağıtlar o kadar muhteşemdir ki dinleyicinin yüreğinde o tarihsel acı yeniden ve an olarak yaşanır.

Büyük demgbêj Abuzer Aşkınses Dewrêşe Evdî’nin ölüm sahnesinde ve Şîn’ininde, Devreşin sevgilisi ve nişanlısı Edûle’nin adına, Kardeşi büyük kahraman Sadun adına, annesi Ayşexan adına ve babası Evdî Beg adına ayrı ayrı ağıtlar yakarak o şîn sahnesini adeta gözlerimizin önüne getirir.

Dewrêşe Evdî, savaş meydanında ölünce ‘Îskânbaşı’nın ( Zor Temir Paşa) yani Êdûle’nin çadırının önüne getirilen cenazesine herkesler ağıt yakar. Nişanlısı Êdûl’e, Dewrêş’in başını dizine koyar ve asırlardan beri yaşayan, dilden dile dolaşan Delal e Dewrêş’i söyler. Böylece Delal e Dewrêş ağıdı inşa olur ve yaygınlık kazanır.

Sîyabend û Xece’de; Sîyabend, Süphandağı’nın uçurumunda üzerine düştüğü karaçalı dikenlerinin üstünde ölümle cedelleşirken, Xece’nin, ozanın ağzındaki ağıdı, insanın ruhunu yakar. Aynı zamanda Sîyabend’in kendisi ahretlik kardeşi Qadha öldüğünde mısralar dolusu ağıtlar düzerek günlerce ağlar ve ağırt yakar.

Yakın dönemde de yaşanan büyük katliamlar üzerine ünlü ağıtlar inşa edilmiştir.En güncel olarak Şıwan Perver’in Halepçe ağıdı çok güzel bir örnektir. Ax Felekê eseri de bireysel ve grupsal trajediyi tasvir eden feleğe sitemin en üst perdeden dile getirildiği ünlü ve güzel bir eserdir.

Meta/Mata (İlahiler ve Dinsel Ezgiler):

Mata yahut meta olarak ifade edilen bu tür dinsel içerikli anlatıların tarzı olarak karşımıza çıkar. Dua niteliğinde besteler, Allaha yakarış  veya paygamber efendimiz Hz Muhammed’e yapılan methiye ve mersiyelerin dile getirildiği dini ezgilerdir. Bestesi ve güftesi ile müzik eşliğinde ve daha çok erbane/def eşliğinde icra edilen bir türdür. Tarikatlerde ki zikir halkalarında da coşkulu cezbeli bir ritimle icra edilirler.

Çîrok/Mesele (Hikaye) ve Çîrçîrok(Masal):

Bu anlatı tarzında dengbej ya da hikaye anlatıcısı dediğimiz kişiler tarafından dinleyicilere pragmatik ve didaktik bir kaygı ile yaptığı anlatılardır. Bu tarzda müzik kullanılmaz. Sözlü bir anlatım biçimi olup  hazır bir metin üzernden değil anlatıcının yetenek ve anlatım marifetiyle icra edilir.

Eğitici ve faydacı/uygulamacı yönü ile bir eğitim biçimi olup teknolojik iletişim araçlarının olmadığı yahut kısıtlı olduğu kadim zamanlardan beri varlığını sürdüren bir türdür.

Özellikle belirtmek gerekirse masalın çocuk eğitiminde ibretlik hikayelerinse yetişkinlerin kavrayışının geliştirilmesinde çok büyük bir öneme sahip olduğunu söylemek mümkümdür.    

Kahraman tiplemesi:

Sözlü edebiyat geleneği içerisinde yoğrulan destan anlatılarında kahraman tiplemesi en önemli yapı taşıdır. Diğer olaylar ve olay örgüsü kahramanın hal ve hareketleri çerçevesinde gelişip konumlanır. Kahraman karakteri başat bir rolde olup hikâyeyi ete kemiğe büründüren kişidir.

Kahraman eşsiz bir cesarete sahiptir. Sahip olduğu bu cesaret cahil cesareti olmayıp aksine idrakli ve kâmil bir cesarettir. Örnek kişidir kahraman, kurtarıcıdır, koruyucudur, merhametlidir, öngörülüdür, zeki ve ufukludur. Kahramanın diğer insanlarda bulunmayan, ilahi olarak verilmiş olağanüstü güçleri vardır. Ve bu güçler anlatının ana temasında onu seçilmiş bir konumuna yükseltir.

Benzer bir karakteri destanlarda ki ikinci büyük kahraman olan kahraman kadın tiplemesi’nde görmekteyiz. Kadın kahraman hikayenin örgüsüne göre ağırlıklı olarak destan kahramanının sevdiği kadın, nişanlısı hanımı, kızkardeşi ve yahut annesidir. Kahraman kadın tiplemesinde kadın aynı şekilde cesur, yiğit, zeki ve metanetlidir. Sahip olduğu metanet, tecrübe ve kavrayış yeteneğinden dolayı öngörülüdür. Bu öngörüsünden ötürü destan kahramanının en büyük yardımcısı konumuna yerleşir. At binen, kılıç kuşanan gerektiğinde cengaverce savaşan bir karakterdir. Bu yapısal karakteri betimleyen bir kürt atasözünde şöyle der; Şêr şêre ne meye ne nere (Arslan arslandır erkeği dişisi yoktur.)

Örneğin Siyabend u Xece destanında, Siyabend’in savaştığı çetin bir cengaver, ölüp atından yere düşer ve  miferi başından çıkıp kızıl saç örgüleri saçılınca Siyabend bir kadın cengaverle savaştığını anlar, üzüntüsünden kahrolur ve günlerce kendisini yererek ağlar.

Ayrıca kahraman kadın tiplemesinde olmazsa olmaz unsurlardan biri de güzellik vurgusu ve algısıdır. Kadın kahraman akıl ve yiğitliğe dair üstün meziyetleriyle birlikte aynı zamanda muazzam bir güzelliğe sahip olarak tasvir edilir. O destanda yiğitliği ile namlı olduğu kadar güzelliği ile de namlıdır. Bu bağlamda eşsiz bir karakter inşa edilmiş olur.

Kürt destanlarında kadın karakterin güzelliği “Xezal” kelimesiyle simgeleştirilmiştir. Bir güzellik sembolü olarak dile yerleşen bu kavram Yunan/Grek mitolojik kültüründe yer alan güzellik sembolü “Helen” kelimesinin tam karşılığıdır.

Yorum Gönder

0 Yorumlar