Ticker

6/recent/ticker-posts

Batı Rasyonalizmine Karşı İran'ın “İrrasyonalizmi”

Okunma sayısı: 37
Gürgün Karaman

Bu çalışmayı Entelektüel Direnişin Filozofu olan ve  17 Mart 2026'da oğluyla birlikte şehit edilen Şehit, Şahit ve Savaşçı Filozof Ali Laricani’nin aziz ruhuna  ithaf ediyorum.

Akıl bilseydi, gönlün o zülfe esir oluşundaki sevinci, 

akıllılar, zincirimizin peşinden deliye dönerdi 

Batı düşüncesi, insan bilincini akıl ve mantık çerçevesinde açıklamaya çalışırken, bilgiye ulaşmada doğrulanabilirlik ve nesnel yasaları yani neden-sonuç ilişkilerini önceler. Rasyonalite, doğayı, toplumu ve zihinsel süreçleri belirli kurallar çerçevesinde anlamaya çalışır ki bu olması gerekendir fakat bir bnoktaya kadar. Buna karşılık, İran irrasyonalizmi, aklın sınırlarını aşan bir bilgi anlayışı sunar. Bu epistemolojide sezgi, mistik deneyim, sembol ve kahramanlık hikâyeleri, insan ruhunun ve evrenin hakikatini kavramada merkezi bir rol oynar. Batı’nın rasyonel ölçütlerinin ötesinde, insan ruhu metafizik yolculuğu aracılığıyla bilgiyi deneyimler. Üstad Henry Corbin’in vurguladığı gibi, “İran ruhu, zaman ve mekanın ötesinde bir gerçekliği deneyimleme kapasitesine sahiptir,” ve bu, Batı aklının sınırlarını aşan bir sezgisel bilgidir. Buradaki “irrasyonalizm” ile “sezgi” rasyonel bilgiyi de içeren ama onu aşan bir idrak türüdür.  Katı bir rasyonalite, her şeyi neden-sonuç ilişkileriyle açıkladığı için bu nede-sonuç ilişkisi kaçınılmaz olarak sadece “işe yararlık”, “menfaat ve çıkar”ı merkeze alacaktır. Bu durum insani duygulanımlar olan “ahlak ve vicdanı” değil sadece pozitif hukuku işleterek herkesi bununla da kontrol etme stratejisini üretip buna göre de pratik uygulamalarını inşa edecektir.

İran kültürü, irfanı, felsefesi ve edebiyatı, irrasyonalizmin tarihsel ve metafizik temellerini sunar bize. İran havzası çok geniş bir alanda epik/kahramanlık geleneği, kahramanlık, adalet ve erdem temaları üzerinden ruhsal, irfani, felsefî ve metafizik boyutları işler. Bunun en mehur örnekleri Firdevsi’nin Şehname’si (destan), Feridüddin Attar’ın Evliya Menkıbeleri ve Mantıku’t Tayr’ı, Hafız-ı Şirâzi’nin Divanı (şiir), Molla Sadra’nın Esfar’ı (Felsefe) ve daha niceleri. Keyhüsrev’in Cam-ı Cemi , ideal bir yönetici ve bilge insan modelini gösterirken, Adil Nuşirevan, yalnızca rasyonel bir hükümdar olarak değil, erdemin ve adaletin sembolü olarak resmedilir. Şehnâme’de Demirci Kawa’nın başkaldırısı, bireysel ve toplumsal özgürlük mücadelesinin ruhsal ve metafizik boyutunu ortaya koyar. Zaloğlu Rustem’in kahramanlığı ise insanın kader ve ilahi irade ile ilişkisini sembolik bir dille anlatır. Şeyh Attar’ın Simurg’u en derin, en zorlu yedi vadide Kaf Dağı’na yolculuk yapar. Bu anlatılarda irrasyonalizm, insan ruhunun derinliklerinden doğan bir bilgelik olarak kendini gösterir; efsaneler, şiirler, menkıbeler vb. metafizik bir gerçekliği açığa çıkaran sembollerle doludur.


İran felsefesi, kültürel ve edebî mirası metafizik düşünce ile bütünleştirir. Bunu yaparken kelimenin tam anlamıyla evrensel bir tavır takınır. İbn-i Sina, aklı insanın metafizik rehberi olarak konumlandırır. Kitabü’ş-Şifa adlı eserinde varlık, bilgi ve ruhun ilişkisini sistematik bir şekilde ele alır. Ona göre, akıl ruhun sınırlarını aşan bir keşif aracıdır; insan, yalnızca akılla değil, sezgi ve metafizik anlayışla da hakikate ulaşabilir. Şeyhü’r Reis İbn-i Sina, bu meseleyi İşârat adlı eserinin Makamatü’l Arifin bölümlerinde daha sarih bir şekilde yapar. Nasîrüddîn Tusi, mantığı ve metafiziği birleştirerek astronomi ve felsefeyi ruhsal sezgiyle yorumlar. Tusi’nin eserlerinde görülen bu sentez, İran irrasyonalizminin bilim ve ruhaniyet arasındaki özgün köprüsünü yansıtır. Bu köprü, ahlaka sirayet eder ve Hâce Tusi “Ahlâk-ı Nâsıri”yi yazar. “Ahlâk-ı Nâsıri” İslam ahlak geleneğinin ve insanlık mirasının yüz akı eserlerinden biridir. Sadece bu değil. Tûsi kendi çağında dünyanın bir numaralı üniversitesi olan Meraga Matematik Astronomi Okulu’nu kurarak burada büyük bilimsel çalışmalar yapmıştır.

Sühreverdi’nin Hikmetü’l İşrâk eseri, “Nur Felsefesi”ni merkeze alarak akıl ve sezgiyi birleştirir. Corbin’in dediği gibi, “Sühreverdi, aklı sadece bir araç olarak görür; gerçek bilgi, ruhun ışığı ile parlar.” Molla Sadra, varlık ve hareket arasındaki ilişkiyi sorgulayarak insan ruhunun sürekli bir metafizik yolculukta olduğunu ortaya koyar. Sadra’ya göre varlık, harekete ve dönüşüme açık bir süreçtir; insan ruhu bu süreç içinde hem akıl hem de sezgi aracılığıyla hakikati kavrar. Devvani ve Mir Damad, bu felsefi geleneği sistematikleştirerek metafizik bilgiyi epistemolojik bir çerçeveye oturturlar. Onlar, rasyonel akıl ve sezgisel bilgi arasında bir denge kurarak, insanın varoluşsal sorularına cevap ararlar. Hadi Sebzevari ve Seyyid Celâleddîn Aştiyani, insan ruhunun bilgiye ulaşma süreçlerinde sezgiyi merkeze alır; metafizik bilgiyi doğrudan deneyimle ilişkilendirirler. Aştiyani, modern dünyada ikinci bir Molla Sadra olarak kabul edilir. Ali Şeriati, Allame Tabatabai ve Mutahharî ise bu geleneği çağdaş toplumsal bağlamda yorumlayarak, irrasyonalizmin sosyal, kültürel ve politik boyutlarını da ön plana çıkarırlar. Şeriati, bireysel ruhsal uyanışı toplumsal adaletle birleştirirken, Tabatabai ve Mutahharî metafizik ve etik bilgiyi modern sorunlarla ilişkilendirir.

Corbin’e göre, İran irrasyonalizmi, sadece felsefi bir sistem değil, aynı zamanda ruhun metafizik yolculuğunun deneyimsel bir çerçevesidir. On İki İmam geleneği ve Sahib-i Zaman, yani 12. İmam Mehdi inancı , bu irrasyonel epistemolojinin merkezinde yer alırak, rasyonel olanı aşıp katı rasyonaliteye karşı bir direnç ve direniş gücü bahşeder. İntizar felsefesi, tarihsel bir bekleyiş olmanın ötesinde, insan ruhunun evrensel özlemlerini ve manevi uyanışını simgeler. Corbin, bunu şöyle ifade eder: “İmam, ruhun metafizik rehberi ve tarihsel süreçte beliren arketipik bir figürdür; bekleyiş, zamanın lineer akışı içinde bir durak değil, ruhun evrensel uyanışının sembolüdür.” Mehdi’nin gelişi, Batı rasyonalizminin kavrayamayacağı bir metafizik gerçektir; insan bilinci, semboller ve mistik deneyimler aracılığıyla bu gelişimi yaşar.

İran irrasyonalizminin tarih ve zaman anlayışı da Batı’dan farklıdır. Batı, lineer ve nedensellik odaklı bir zaman anlayışı benimserken İran’da zaman döngüsel ve sembolik bir derinlik taşır. Mehdi’nin beklenişi, evrensel bir manevi uyanışın metaforu olarak zamanı ve mekânı aşar. Corbin, bunu şöyle açıklar: “İmamın gelişi, yalnızca toplumsal değişim değil, ruhun metafizik evrimi için bir çağrıdır.” İnsan ruhu, semboller, kahramanlık öyküleri ve mistik/irfani deneyimler aracılığıyla bu evrimi deneyimler. İrrasyonalizm, burada epistemolojik bir araç olmanın ötesinde ontolojik bir gerçektir; insanın varoluşsal ve ruhsal deneyimlerini şekillendirir.

Kahramanlık ve efsaneler, felsefi ve irfanî düşünce ile birleştiğinde İran irrasyonalizmi/irfanı, insanın içsel deneyimi, kader ve evrenle kurduğu derin ilişkiyi açığa çıkarır. Batı aklı, nesnel gerçekleri ve ölçülebilir fenomenleri öncelerken, İran irrasyonalizmi, insan ruhunun sezgisel, sembolik ve metafizik boyutlarını merkeze alırak evrenin son sınırlarında dolaşır. Corbin’in ifadesiyle, “İran ruhu, yalnızca aklın sınırlarını değil, ruhun ve kalbin ufuklarını da keşfetme cesaretine sahiptir.” Bu gelenek, Batı aklının açıklayamadığı boyutları görünür kılar ve insan bilincinin mantık ile sınırlı olmadığını, sezgi ve manevi deneyimle bütünleştiğini hatırlatır. Bugün İran havzasına direnç ve direniş gücü bahşeden bu deryadan sadece bir demet... Kerbela şuuru, İmam Ali sevgisi, Hüseyni başkaldırma  geleneği... Ve daha niceleri... Yezidi postmodern teknik rasyonaliteye karşı bu gelenek asla boyun eğmez ve eğmeyecektir. Bu gelenekte ödenecek her türlü bedel -ne kadar ağır olursa olsun- adanmışlığın vefa ve sadakatine bağışlanmıştır zaten.

İran Havzasının en derin deryalarından olan üstadımız Hafız-ı Şirazî ile bitirelim:

Akıl bilseydi, gönlün o zülfe esir oluşundaki sevinci, 

akıllılar, zincirimizin peşinden deliye dönerdi 

***

Karanlık bir gece, dalgaların korkusu ve böylesi bir girdap ortasında, 

Bizim hâlimizi nereden bilsin sahilde yükü hafif olanlar?

Ey sevgili Ali; bu bir ruhun, bir inancın, bir mücadelenin devridir Ağacan. Selam olsun!

 

Yorum Gönder

0 Yorumlar