Ticker

6/recent/ticker-posts

KÜRT MÜZİK GELENEĞİNDE KLASİK MÜZİK ALETLERİ

Okunma sayısı: 110

Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert

[Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert'in kaleminden "Dengbêjlik Geleneği" yazı dizisi devam ediyor.]


KÜRT MÜZİK GELENEĞİNDE KLASİK MÜZİK ALETLERİ

Müziğin tınısı ve müzik aletlerinin farklılığı kuşkusuz sosyolojik, kültürel, coğrafi ve folklorik açıdan bir bütünlük içinde anlamlandırılıp açıklanabilir. Örneğin gitarın bizde bıraktığı tesir ile tamburun bıraktığı tesiri mukayese ettiğimizde üzerinde durulan toplumsal algının şifrelerini de anlamış oluruz. Çünkü kültürlerdeki sosyolojik kodlar daima taşıyıcı bir kimlik vazifesi görür. Kendisini sürekli olarak yenileyen bu kodlar kendisiyle beraber kültür üretmeye devam ederler. Böylelikle varoluşsal evrimin tekâmülü devam eder...

 

Bu bölümde dengbêjlerin sanatlarını icra ederken kullandıkları çalgı aletlerini inceleyeceğiz. Gelenek içerisinde dengbêjlerin kimi zaman çıplak sesle kimi zamanda bir çalgı aleti eşliğinde seslendirdiği/ dile getirdiği destanlar ve aşk şarkıları dinleyiciler tarafından büyük bir istek ve içtenlikle dinlenmiştir. Ancak zamanla çalgı aletleri eşliğinde söylenen destan ve aşk şarkıları hafızalarda daha kalıcı bir yer edinmiştir. Çünkü çalgı aletleri eşliğinde söylenen eserler zamanla beste olarak kalıplaşmış nota, ritim ve tınıları, çok fazla değişmeden nesilden nesile aktarılabilmiştir.

Şöyle ki bir eser kendi nota ritmiyle söylenmediğinde dinleyici hemen anlar;  eğer ritim yanlışsa genellikle tevazu ile bu makam o eserin değil diyerek uyarıda bulunulur.

Bu bağlamda her eserin kendi makamı ve nota şekli mevcuttur. Örneğin “Suruçlu Delal” eserini “Meyro” eserinin makamıyla söylemek mümkün olmayacağı gibi dinleyici nazarında böyle bir icra nahoş ve acemice bir icra olarak görülür. Çünkü makamların belirgin ayırt edici özellikleri A' dan Z ye tüm eserler için ayrı ayrıdır.

İşte dengbêjler ve stranbêjler eserlerini icra ederken kendi zevkleri ve yetenekleri doğrultusunda belli başlı çalgı aletleri kullanmışlardır. Ancak Baqi Xıdo, Çelikhan Şirfinli rahmetli Mahmut Çınar, Ali Döre gibi kimi denbêjler de herhangi bir enstrüman çalamadığı için çalabilen bir başka kişinin veya kişilerin eşliğinde eserlerini icra etmişlerdir.

Kürt müziğinde kullanılan belli başlı çalgı aletleri şunlardır;

a) Kaval (Bıllûr)

b) Temmûr ( tambur)

c) Rebap (Kabak kemane)

d) Erbane ( Def)

e) Dhol (Davul)

f) Zîrne (Zurna)


a) Bılûr (Kaval): Kaval Kürt müziği icrasında en başat çalgı aletidir. Genellikle solo kaval olarak üretilen bu alet üflemeli çalgıların atasıdır. Genellikle ceviz ve kayısı ağacından imal edilen kavalın yedi üst deliği bir de arka başparmak deliği vardır. Şekil olarak ney ile aynı ise de delik sayısı ve sesi itibariyle farklıdır.

Kaval Kürt müzik kültüründe en yaygın çalgı aletidir denebilir. Çünkü yediden yetmişe müziğe eğilimi olan her birey bir kaval edinerek sevdasını ve kederini onunla dile getirip anlatmaya çalışır.

Mesela Çobanların olmazsa olmaz yoldaşıdır kaval. Gece yaylalarda, zozanların zirvelerinde,  ve yahut keven otunu ateşe verip başında oturup diledikleri gibi sevdiklerine seslenirler kaval icralarıyla.

Düğün eğlencelerinde dengbêjler eserlerini icra ederken yine kaval yanı başlarındadır. Solo olarak icra edilen kaval, ses ritim ve tonlama açısından eseri mucizevi bir seslenişe dönüştürdüğü gibi dinleyiciyle adeta konuşarak olağanüstü bir atmosfer yaratır.

Bu yüzden atası kavala üfleyen Bılurvânın kendi ruhunu üflediğine şahit olunur âdeta. Keza kavala üfleyen kişi bin ayrı nefes ve tınıyla üfler. Kaval aynıdır ama her bir üfleme ve tını bir diğeriyle asla aynı olmaz. Her üfleme gâh hazan mevsimine, gâh baharın şuh iklimine taşır benliğimizi.  Bazen zozanlarda deli bir rüzgâr, bazen yazılarda hüzünlü bir mızrap olup gönül zembereğimizin bitimsiz tellerine değer ...

Hiçbir sevdalı ve kederli yoktur ki kavalın o büyüleyici ve yürek sızlatan sesini duyunca gözyaşları dökmemiş olsun. Bu efsunlu alet, kadınların ve gelinlik kızların narin yanaklarından yaşlar süzdürürken nice kederli genç ve orta yaşlı egitlerin gözyaşlarını kaytan bıyıkları üzerine bir yağmur gibi yağdırır.

Kürt toplumuyla özdeşleşen kaval/ billur, özellikle dağ, ova, yayla gibi yerlerde bılurvân çobanların üflemeleriyle sesi doğayla anlaşmışcasına bir bütünsellik arz eder. Bu yüzdendir ki tarihsel arka palanıyla hikâyelere, efsanelere konu olmuştur.

Tam bu noktada kavalın cazibeli sesinden ötürü bu aletin tarihsel arka planından ilham alan "Kara Koyun” söylencesini burada zikretmemiz gerekir.

Söylenceye göre; tuz yedirilmiş kara bir koyun suya iner.  Koyunun su bendinin başına varmasına bir kaç adım kala birden çobanın gizemli, cazibeli ve caydırıcı kavalının sesi, kara koyunu o halinde bile su içmekten alıkoyar. Koyun su içmeden gerisin geriye sürünün arasına döner. Böylece bılûrvan çoban daha önce ileri sürdüğü iddiayı kazanmış ve neticede sevdiği kızı almayı hak etmiştir. Bir anlamda efsaneleşen kaval ve kara koyun hikâyesi pastoral felsefenin alt yapısını temsil eder.



b) Tembûr ( tambur): Bu çalgı aleti modern zamanlarda yerini daha çok saza yani bağlama dediğimiz çalgı aletine bırakmışsa da kıymeti ve özel icracıları açısından korunmaya devam etmektedir. Gelenekte kavaldan sonra ikinci sırada yer alır.

Bu çalgı aleti genel olarak dut ağacından yontulmuş bir tekne,  yontulmuş ceviz ağacı veya saptan imal edilir. Altı adet tel bağlanarak akorde edilen tembur /tanmurda perdeler genellikle seyrek bağlanır. Perde aralıkları ve perde sıklıkları icracının kendi tasarrufundadır. Örneğin dengbêj Abuzer Aşkınses, kendi bağlamasını ustaya yaptırdıktan sonra tellerini ve perdelerini kendisi bağlar yani tabir yerindeyse kendi tarzına uyarlar.

Tembur tınısı ve notaları açısından bağlamadan oldukça farklı bir tabiata sahiptir. Usta icracılarının parmakları tamburun tellerine değdiğinde dinleyici bir başka boyuta evrilerek temburun söylemek istediklerine kulak kesilir. Kulaklarından kırık gönüllerine ulaşan bu ses kederli yüreklerin gizlerini her seferinde yeniden ateşe verir. Tambur da ki ustalıklarıyla ulusal anlamda ünlü Şahram Nazarî ve Mıhemed Arîf Cızîri’ gibi isimleri zikretmek mümkündür.

c) Rebap (Kabak kemane): Klasik çalgı aletlerinin üçüncüsü de kabak kemanedir. Bazı Dengbêjlêr hayatları boyunca kabak kemane kullanmış, rebabı kendilerine yoldaş etmişlerdir. Belli bir aşamadan sonra rebaplarıyla bütünleşen sanatçılar sözleriyle ses vermezlerse bile rebaplarının ses ve notaları duyulduğunda hemen tanınırlar.

Yöremizin üç büyük dengbêjinden biri olan Ramtaş, sanatını hayatı boyunca kendisiyle bütünleşen rebabıyla icra etmiştir. Ramtaş’ın rebabı,  çağdaş rebap virtözlerinden Kayhan Kelhor’un rebap aşk vecdinden farksızdır.

Aynı şekelde icralarına rebabın eşlik ettiği Afrinli büyük dengbej rahmetli Baqi Xıdo’da da  rebabın yükselen ve insanı vecde getiren o mistik tınısını görmekteyiz. İcra esnasında eserin muhtevasında yer alan farklı sahnelerde ki ayrı ayrı seslenişler, yükselip alçalan tonlamalarıyla dinleyiciye bir cezbe hali yaşatır.   

Rebab Türkiye, İran ve  Ön Asya’nın genelinde ve Afrika’da bilinen ve çalınan bir enstrümandır. İmalatında küçük farklılıklar olsa da bir telliden üç telliye kadar çeşitleri bulunur. Genellikle teknesi Hindistan cevizinden yapılan saplı ve perdesiz bir çalgıdır. Yaylı olarak çalınır. Yayında atkuyruğundan elde edilerek işlenmiş kıl ya da ibrişim yani ipek tel kullanılmaktadır.

d) Erbane ( Def): Mezopotamya kökenli bu çalgı, Kürt klasik ve modern müziğinde önemini kadim zamanlardan günümüze kadar korumuştur. Erbanenin müzik kültüründeki yerini anlamak açısından Ahura Ritim Grubu’nun seslendirdiği, etkileyiciliği ve derinliği ile insanı saran "şaşkın gezme gafil" şarkısını dinlemek/izlemek gereklidir.

Erbane genellikle ıhlamur veya gürgen ağacından imal edilen ince kasnaklar üzerine çekilen kuzu derisiyle elde edilir. Yörelere göre detayda küçük farklılıkları olmasına rağmen temelde aynı yapıdadırlar.

Erbane/def günümüzde daha çok dini ritüellerde ve dinsel müzik icralarında öne çıkan bir enstrüman olarak görülse de tüm müzik branşlarında yerine göre kullanılır. Vurmalı çalgılar içerisinde en çok kullanılan erbane, derin ve tok sesiyle ritmik bir coşku yaratarak dinleyicinin iç heyecanını dışsal mekâna taşır. Bir taraftan Tarikatlarda mürit bu sesle zikir edip vecde gelir iken diğer taraftan düğün ve eğlence merasimlerimde oyun bilen kişilerin marifetlerini sergilemede olmazsa olmazıdır.

e) Dhol (Davul): Tarihçe açısından en eski vurmalı çalgılardan olan davul da en yaygın çalgı aletlerindendir. Afrika ve Asya’da, Anadolu ve Mezopotamya medeniyetlerinde kullanıldığı bilinmektedir.

Genellikle ahşap silindirik bir kasnağın her iki yüzüne  koyun ya da keçi derisinin çekilmesiyle elde edilen bir vurmalı alet olup tiz ve bas seslerini aynı anda ve ardışık vuruşlarla çıkaran bir enstrümandır. Tokmak ve çubukla iki yüzüne ritmik olarak makama göre vurularak çalınır.

Klasik ve modern müzik dallarında görülen davul, eski zamanlarda da başka alanlarda da kullanılmıştır: Haberleşme ve askeri harekâtlarda, savaş esnasında hücumların başlatılmasında, ordunun coşkusunu arttırmada kullanılan önemli bir çalgı olmuştur. Örneğin Osmanlının mehteranında birinci sırada yer alır. Hükümdar otağlılarında belirlenmiş periyodik vakitlerde nevbet adı ile çalınmıştır.

Düğün ve eğlence merasimlerinde zurna (zîrne) eşliğinde çalınan davul halk oyunları/danslarının (govend) icrasında başrol oynamaktadır.

f) Zîrne (Zurna): Zurna, kıta fark etmeksizin dünya halklarının çoğunda bilinen nefesli bir çalgıdır. Sert yapılı ağaçlardan imal edilen bu çalgı dilli nefesli çalgılar grubundadır. Konik yapıda olup tiz bir sese sahiptir.

Zurna daha çok davul ile birlikte çalınan bir müzik alet olup bağımsız olarak çalınması ender görülen bir alettir. Yöreden yöreye zurnaya biçilen kıymet farklı olsa da eski zamanlardan günümüze ulaşmış kıymetli klasik enstrümanlardandır.

Kimi zaman dinleyicinin özel isteği ile zurna sanatçısı bir zurna icrası yapar ve yine dinleyicinin istediği eserleri icra ederek bir muhabbet ortamı oluşturur. Tabi bunun sonucunda zurnacıya iltifat ve bahşiş vermek adettendir. Zurna Osmanlı mehteranında da önemli bir çalgı olup günümüzde biraz eski ününü kaybetmiştir.

Malatya ve Adıyaman yöresinde, zurna ve davuldaki  ustalıklarıyla nam salmış, hünerleri halen yöre insanının dilinde olan Dengbej Abuzer Aşkınses'in yakın akrabası Zurnacı Abuzer Batar'dır. Davulcular,  Çûco lakaplı  Ramazan, ve Davulcu Mahmut bu yörenin unutulamayan isimleridir.

Çalgı aletlerinin halkların kültürel ve folklorik özellikleri ile birebir ilişkisi olup tarihsel süreçlerde bir etkileşimi kaçınılmaz olarak söz konusudur. Halkların kendi algı ve anlayışları doğrultusunda değişen müzik aletleri aynı halkın farklı yörelerinde bile farklılık göstermektedir. Örneğin klarnet Elazığ yöresinde en önemli müzik aletlerinden biri olarak görülürken yanı başındaki Malatya yöresinde klarneti, düğünde, eğlencede görmek neredeyse mümkün değildir.

Müziğin tınısı ve müzik aletlerinin farklılığı kuşkusuz sosyolojik, kültürel, coğrafi ve folklorik açıdan bir bütünlük içinde anlamlandırılıp açıklanabilir. Örneğin gitarın bizde bıraktığı tesir ile tamburun bıraktığı tesiri mukayese ettiğimizde üzerinde durulan toplumsal algının şifrelerini de anlamış oluruz. Çünkü kültürlerdeki sosyolojik kodlar daima taşıyıcı bir kimlik vazifesi görür. Kendisini sürekli olarak yenileyen bu kodlar kendisiyle beraber kültür üretmeye devam ederler. Böylelikle varoluşsal evrimin tekâmülü devam eder...

 


Kaynaklar:

Kürt Müziği: Kendal Nezan, Mehrdad R. İzady, Ayako Tatsumura, Erol Mutlu, Christian Poche, Dieter Christensen, Archimanrite Komitas, Çevirmenler: Necdet Hasgül, Mutlu Öztürk, Gökhan Gökçen, Kerem Özdemir. Avesta yay, 1. Baskı Eylül 1996, İstanbul

Yorum Gönder

0 Yorumlar