![]() |
| Yakup Ömer Sarıca / Şair-Yazar |
[Gürgün Karaman'ın Ali Şeriat'i Felsefesi I,II,III,ve IV. değerlendirmelerine bir katkı olarak yazıldı...]
Ali Şeriati Düşüncesinin Kavramsal Haritası: Eleştiri, Tevhid ve Medeniyet Arasında Bir Diriliş Tasavvuru
Ali Şeriati’nin düşüncesi çoğu zaman kısa ve sert cümlelerle ifade edilen sloganlar gibi görünür; ancak dikkatli bir okumada bu sözlerin dağınık fikirler değil, oldukça sistemli bir düşünce mimarisinin parçaları olduğu görülür. Onun metinleri aslında tek tek kavramların etrafında örülmüş bir dünya tasavvurunun izlerini taşır. Bu tasavvurun merkezinde tevhid, onun etrafında ise eleştiri, din, aydın sorumluluğu, zihinsel sömürgecilik ve medeniyet krizi yer alır. Şeriati’nin düşünce sistemi bu kavramların birbirleriyle kurduğu ilişkiden doğar. Bu nedenle onun metinlerini anlamak için sözlerin tek tek yorumlanmasından çok, bu kavramların oluşturduğu anlam haritasını görmek gerekir.
Şeriati’nin düşüncesinin merkezinde tevhid yer alır. Ancak onun tevhid anlayışı yalnızca kelamî veya teolojik bir inanç ilkesi değildir. Tevhid, onun düşüncesinde aynı zamanda bir toplumsal ilkedir. Tevhid, insanın, toplumun ve tarihin parçalanmasına karşı bir bütünlük iddiasıdır. Allah’ın birliğini kabul etmek aynı zamanda insanlığın eşitliğini kabul etmek anlamına gelir. Bu nedenle Şeriati’nin tevhid anlayışı, yalnızca metafizik bir ilke değil aynı zamanda sosyal adaletin ontolojik temelidir. Tevhidin karşısında ise yalnızca putlar değil, insanı parçalayarak tahakküm kuran bütün güçler bulunur. Bu nedenle Şeriati’de şirk yalnızca heykellere tapınmak değildir; sınıf tahakkümü, emperyalizm, ruhban iktidarı ve insanı köleleştiren bütün yapılar da birer şirk biçimidir. Tevhid insanı özgürleştirirken, şirk insanı parçalar ve tahakküm altına alır.
Bu merkezden hareketle Şeriati din kavramını yeniden yorumlar. Ona göre tarih boyunca iki farklı din biçimi ortaya çıkmıştır. Birincisi peygamberlerin getirdiği hakiki din, ikincisi ise iktidarların ürettiği ideolojik dindir. Hakiki din insanı özgürleştirir, adaleti savunur ve zulme karşı çıkar. Peygamberlerin dini bu nedenle toplumsal bir dönüşüm hareketidir. Buna karşılık ideolojik din, iktidarın hizmetine giren ve insanları pasifleştiren bir yapı haline gelir. Bu durumda din artık insanı özgürleştiren bir güç olmaktan çıkar, toplumu uyuşturan bir araç haline gelir. Şeriati’nin “önce dini âdetleştirdiler, sonra âdetleri din yaptılar” cümlesi tam olarak bu dönüşümü anlatır. Vahiy ile başlayan din zamanla ritüellerin ve geleneklerin içine sıkışarak bir iktidar aracına dönüşür. Bu yüzden Şeriati için asıl mesele dine saldırmak değil, dinin yozlaşmış biçimini eleştirmektir.
Bu noktada Şeriati’nin düşüncesinde önemli bir kavram ortaya çıkar: istihmar. Bu kavram zihinsel sömürge anlamına gelir. Şeriati’ye göre bir toplumu köleleştirmenin en etkili yolu onun düşünme yeteneğini yok etmektir. Bu nedenle sömürünün üç aşaması vardır. İlk aşama istibdaddır; yani siyasal baskı. İkinci aşama istismardır; yani ekonomik sömürü. Fakat en tehlikeli aşama istihmardır; yani zihinsel sömürge. İnsan düşünemez hale geldiğinde artık özgürlük talep etmez ve kendi köleliğini fark etmez. Bu yüzden Şeriati “en tehlikeli sömürge toprağı değil zihni işgal eden sömürgedir” der. Ona göre Müslüman toplumların yaşadığı krizin önemli bir kısmı bu zihinsel işgalden kaynaklanır. İnsanlar yalnızca ekonomik olarak değil, düşünsel olarak da başkalarının kavramlarıyla düşünmeye başlarlar.
Bu noktada Şeriati’nin düşüncesinde aydın kavramı ortaya çıkar. O, aydın kelimesini yalnızca bilgi sahibi insan anlamında kullanmaz. Farsça “roshan fikr” kelimesiyle ifade ettiği aydın, toplumu aydınlatma sorumluluğunu üstlenen kişidir. Şeriati’ye göre aydın olmak bir meslek değildir; bir sorumluluktur. Aydın halktan kopuk yaşayan bir elit değil, toplumun acısını hisseden ve ona karşı sorumluluk duyan kişidir. Bu nedenle Şeriati üç tip aydından söz eder. Birincisi saray aydınıdır; iktidarın hizmetinde olan ve onun söylemini yeniden üreten kişi. İkincisi akademik aydındır; bilgi üretir ama risk almaz ve toplumsal sorumluluk üstlenmez. Üçüncüsü ise sorumlu aydındır; toplumun bilincini uyandıran ve zulme karşı konuşan kişi. Şeriati’ye göre gerçek aydın bu üçüncü tiptir. Çünkü aydınların sustuğu bir toplumda zalimler konuşmaya başlar ve toplumun kaderi tiranların eline geçer.
Şeriati’nin düşüncesinde bu kavramlar sonunda medeniyet meselesine bağlanır. Ona göre bir medeniyeti yalnızca teknik ilerleme ile değerlendirmek büyük bir yanılgıdır. Makinelerin çoğalması, binaların yükselmesi veya teknolojinin gelişmesi bir toplumun gerçek anlamda medenileştiğini göstermez. Eğer teknik ilerleme ahlaki çöküşle birlikte ilerliyorsa o medeniyet insanlığa hizmet etmez; aksine felakete yol açar. Bu nedenle Şeriati medeniyeti iki düzeyde düşünür: teknik medeniyet ve ahlaki medeniyet. Teknik medeniyet üretim araçlarını ve teknolojiyi temsil eder. Ahlaki medeniyet ise adalet, özgürlük ve insan onuru gibi değerleri temsil eder. Bu iki alan arasında bir uyum olmadığında medeniyet krizi ortaya çıkar.
Bu kriz özellikle Müslüman toplumlarda taklitçilik biçiminde kendini gösterir. Şeriati’ye göre Batı’nın en güçlü sömürge biçimi askeri veya ekonomik değil, kültürel sömürgedir. Bir toplum kendi tarihini ve kültürel kaynaklarını unuttuğunda başkalarının kavramlarıyla düşünmeye başlar. Bu durumda toplum kendi kimliğini kaybeder ve başka bir medeniyetin gölgesinde yaşamaya mahkûm olur. Bu nedenle Şeriati taklitçiliği yalnızca entelektüel bir hata olarak değil, bir kimlik ihanetine dönüşen bir durum olarak görür. Ona göre tercüme edilmiş düşüncelerle aydın olunamaz; çünkü düşünce yalnızca bilgi değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel bir deneyimin ürünüdür.
Bu düşünce sistemi sonunda Şeriati’nin en önemli kavramlarından birine ulaşır: şehadet. Onun şehadet anlayışı yalnızca ölüm anlamına gelmez. Şehadet bilinçli bir direniştir. Kerbela olayını yorumlarken Hz. Hüseyin’i yalnızca siyasi bir figür olarak değil, zulme karşı ahlaki bir direnişin sembolü olarak görür. Bu nedenle şehadet onun düşüncesinde bir trajedi değil, insanın özgürlük uğruna verdiği bilinçli bir mücadeledir.
Bütün bu kavramlar bir araya geldiğinde Şeriati’nin düşünce sistemi belirgin bir bütünlük kazanır. Tevhid insanın ve toplumun birliğini temsil eder. Hakiki din bu birliği adalet üzerinden kurar. Zihinsel sömürge bu bilinci yok etmeye çalışır. Sorumlu aydın bu bilinci yeniden uyandırır. Medeniyet ise ancak bu bilinç ve adalet üzerine kurulduğunda gerçek anlamını kazanır. Bu nedenle Şeriati’nin düşüncesi yalnızca bir din yorumu değil, aynı zamanda bir medeniyet eleştirisi ve diriliş çağrısıdır. Onun bütün metinleri aslında tek bir sorunun etrafında döner: İnsan ve toplum yeniden nasıl özne olabilir? Şeriati bu soruya eleştiri, bilinç ve adalet kavramları üzerinden cevap verir. Ona göre bir toplum eleştiri yeteneğini kaybettiğinde putlar ortaya çıkar; putlar ortaya çıktığında din ideolojiye dönüşür; din ideolojiye dönüştüğünde toplum pasifleşir; toplum pasifleştiğinde ise medeniyet çöker. Bu nedenle düşünceyi yeniden canlandırmak yalnızca entelektüel bir faaliyet değil, aynı zamanda bir medeniyet meselesidir.
Ali Şeriati’nin Düşüncesini Okumak: Eleştiri, Din, Medeniyet ve Aydın Sorumluluğu Üzerine Bir Anlama ve Katkı Değerlendirmesi:
Ali Şeriati’nin düşüncesini yalnızca veciz cümleler, slogan niteliğindeki ifadeler veya devrimci retorik olarak okumak, onun düşünsel mimarisini eksik anlamaya yol açar. Şeriati’nin metinlerinde görülen kısa ve keskin cümleler aslında rastgele söylenmiş sözler değildir; bunlar belirli bir entelektüel sistemin yoğunlaştırılmış formülleridir. Bu nedenle yukarıda verilen metinlerde yer alan ifadeleri doğru okuyabilmek için onları bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Şeriati’nin düşüncesi dikkatle incelendiğinde dört temel eksen etrafında örgütlenmiş bir düşünce yapısı görülür: eleştiri fikri, dinin toplumsal anlamı, medeniyet eleştirisi ve aydın sorumluluğu. Bu dört eksen aslında birbirinden bağımsız değildir; aksine aynı düşünce sisteminin birbirini tamamlayan katmanlarıdır. Şeriati’nin zihninde bu katmanlar bir merdiven gibi yükselir ve nihayetinde Müslüman toplumların yaşadığı tarihsel krizin açıklanmasına ve bu krizden çıkışın mümkün olup olmadığı sorusuna bağlanır.
Şeriati’nin düşüncesinin başlangıç noktası eleştiri fikridir. Ona göre bir toplumun zihinsel hayatının canlı kalabilmesi için eleştirinin sürekli olarak var olması gerekir. Eleştirinin olmadığı yerde düşünce donmaya başlar ve donmuş düşünce zamanla kutsallaştırılmış alışkanlıklara dönüşür. Şeriati’nin “eleştirinin olmadığı yerde putçuluk başlar” sözü bu nedenle yalnızca dinî bir putçuluğu değil, aynı zamanda düşünsel ve siyasal putçuluğu da ifade eder. Put kavramı burada mecazdır; sorgulanmayan her otorite, her gelenek ve her ideoloji bir tür put haline gelir. Şeriati’nin eleştirdiği putlar yalnızca taş ve heykel değildir; gelenek putu, devlet putu, ideoloji putu ve hatta aydın putu bu kavramın içine girer. Eleştirinin ortadan kalktığı bir toplumda düşünce durağanlaşır ve düşünce durağanlaştığında insanlar sorgulamayı bırakır. İşte bu noktada Şeriati’nin meşhur cümlelerinden biri devreye girer: “Fakirlik yemeksiz geçirilen bir gece değildir, fakirlik düşünmeden geçirilen bir gecedir.” Bu ifade ekonomik yoksulluğa değil, zihinsel yoksulluğa işaret eder. Şeriati’ye göre toplumların asıl fakirliği düşünme yeteneğinin körelmesidir. Maddi yoksulluk zamanla aşılabilir; ancak düşünsel yoksulluk bir toplumun bütün tarihsel enerjisini tüketebilir.
Eleştirinin kaybolması yalnızca düşünsel hayatı değil, dinin toplumsal anlamını da değiştirir. Şeriati’nin din üzerine yaptığı eleştirilerin büyük bölümü yanlış anlaşılmıştır. O dinin kendisini değil, kurumsallaşmış ve ideolojik hale getirilmiş dini eleştirir. Şeriati’ye göre tarih boyunca din üç aşamadan geçmiştir: vahiy olarak doğan din, zamanla ritüellere indirgenmiş din ve nihayet iktidarın ideolojik aracına dönüşmüş din. Bu süreçte dinin asli ahlaki ve toplumsal mesajı zayıflar ve yerine şekilsel uygulamalar geçer. Şeriati’nin “önce dini âdetleştirdiler, sonra âdetleri din yaptılar” sözü bu dönüşümü anlatır. Din, insanı özgürleştiren bir hakikat olmaktan çıkıp toplumun alışkanlıklarını meşrulaştıran bir araç haline gelir. Bu nedenle Şeriati’nin eleştirisi ibadetin kendisine değil, adaletten koparılmış ibadet anlayışına yöneliktir. “Bir yerde yangın varken seni ibadet etmeye çağıran haindir” sözü bu düşüncenin en çarpıcı ifadesidir. Şeriati burada ibadet ile toplumsal sorumluluk arasındaki ilişkiyi hatırlatır. Ona göre gerçek din insanı yalnızca bireysel kurtuluşa çağırmaz; aynı zamanda adaletsizlikle mücadele etmeye çağırır. Din eğer yalnızca bireysel kurtuluşun aracı haline gelmişse, bu din artık tarihsel rolünü kaybetmiş demektir.
Şeriati’nin din anlayışının önemli bir boyutu da yoksulluk meselesidir. Onun düşüncesinde yoksulluk romantize edilen bir erdem değildir. Şeriati, tarih boyunca bazı dinî anlatıların yoksulluğu kutsallaştırarak adaletsizliği görünmez hale getirdiğini düşünür. Bu nedenle “tek hurmayla beslenen peygamber” veya “yamalı cübbe giyen Ömer” hikâyelerinin iktidar tarafından yanlış biçimde kullanıldığını söyler. Bu anlatılar halkı sabra çağırırken yöneticilerin zenginliğini meşrulaştırabilir. Şeriati’ye göre gerçek din fakirliği kutsamaz; aksine fakirliğin insanı küfre sürükleyebilecek bir tehlike olduğunu kabul eder. Bu düşünce, Hz. Peygamber’in ve sahabenin sosyal adalet vurgusuyla ilişkilidir. Bu nedenle Şeriati’nin din anlayışı yalnızca teolojik değil aynı zamanda sosyolojik bir din anlayışıdır. Din, toplumun yapısını değiştirme gücüne sahip bir ahlaki enerji olarak görülür.
Şeriati’nin düşüncesinin üçüncü katmanı medeniyet eleştirisidir. Bu eleştirinin merkezinde sömürgecilik meselesi bulunur. Ancak Şeriati’nin sömürgecilik eleştirisi klasik siyasi sömürgecilik eleştirisinin ötesine geçer. Ona göre en tehlikeli sömürge, toprakları işgal eden sömürge değil; zihinleri işgal eden sömürgedir. Bu düşünce, bugün “epistemik kolonizasyon” olarak adlandırılan kavramın erken bir biçimidir. Şeriati’ye göre Batı’nın gücü yalnızca askeri veya ekonomik üstünlükten kaynaklanmaz; aynı zamanda kültürel ve zihinsel üstünlük iddiasından kaynaklanır. Bu nedenle Batı’nın zenginliği çoğu zaman başka toplumların yoksulluğu ile ilişkilidir. Şeriati bu durumu yalnızca dış bir sömürü olarak görmez; aynı zamanda taklitçi aydınların rolüne dikkat çeker. Ona göre Müslüman toplumların en büyük problemlerinden biri Batı’yı eleştirmeden taklit eden aydın tipidir. Bu aydın tipi Batı’nın medeniyet kavramını sorgulamadan benimser ve kendi toplumunun kültürel kaynaklarını küçümser. Şeriati’nin “taklitçilik kendi kimliğine ihanettir” sözü bu nedenle yalnızca kültürel bir eleştiri değil, aynı zamanda epistemolojik bir eleştiridir. Bir toplum kendi tarihini ve düşünce kaynaklarını unuttuğunda başkalarının kavramlarıyla düşünmeye başlar ve bu durum uzun vadede kimlik kaybına yol açar.
Medeniyet eleştirisinin bir başka boyutu teknik ilerleme ile ahlaki gerilik arasındaki gerilimdir. Şeriati’ye göre bir toplum teknolojik olarak gelişmiş olabilir; ancak bu gelişme eğer adalet ve ahlaki sorumlulukla birleşmiyorsa insanlık için bir felakete dönüşebilir. Bu nedenle medeniyet yalnızca makinelerin sayısı veya binaların yüksekliği ile ölçülemez. Bir medeniyetin gerçek değeri adalet üretme kapasitesiyle ölçülmelidir. Bu düşünce Şeriati’nin modernite eleştirisinin temelini oluşturur.
Şeriati’nin düşüncesinin dördüncü ve son katmanı aydın sorumluluğu teorisidir. Ona göre aydın olmak bir meslek değil, tarihsel bir sorumluluktur. Aydın yalnızca bilgi üreten bir kişi değildir; aynı zamanda toplumun vicdanıdır. Eğer aydınlar halkın acısını hissetmiyorsa, yalnızca eğitimli birer teknisyene dönüşürler. Şeriati bu noktada üç farklı aydın tipinden söz eder: iktidara hizmet eden saray aydını, yalnızca akademik bilgi üretmekle yetinen akademik aydın ve toplumun sorunlarını dile getiren sorumlu aydın. Şeriati’nin ideal aydın modeli üçüncü tiptir. Bu aydın tipi halktan kopuk değildir; halkın içinde yaşar ve halkın sorunlarını dile getirir. Ona göre bir toplumda aydınlar sustuğunda zalimler konuşmaya başlar. Bu nedenle tarafsızlık çoğu zaman zalimin tarafını tutmak anlamına gelir. Aydınların görevi halkı yönetmek değil, halkı uyandırmaktır.
Şeriati’nin bütün bu düşünceleri bir araya getirildiğinde ortaya çıkan tablo oldukça açıktır. Ona göre bir toplumda düşünce özgürlüğü ortadan kalktığında eleştiri kaybolur; eleştiri kaybolduğunda din ideolojiye dönüşür; din ideolojiye dönüştüğünde toplum pasifleşir; toplum pasifleştiğinde ise medeniyet çökmeye başlar. Bu nedenle Şeriati’nin çözüm önerisi üç temel unsurdan oluşur: eleştirel düşünce, sorumlu aydın ve adalet merkezli bir din anlayışı. Bu üç unsur bir araya geldiğinde toplum yeniden tarihsel enerjisini kazanabilir.
Şeriati’nin düşüncesi bugün yeni bağlamlarda yeniden okunabilir. Günümüzde zihinsel sömürgecilik yalnızca eğitim sistemleri aracılığıyla değil, aynı zamanda dijital medya ve algoritmik kültür aracılığıyla da yayılmaktadır. Algoritmalar insanların düşünme biçimlerini yönlendirebilir ve popüler kültür yeni putlar üretebilir. Aynı şekilde Şeriati’nin gösteriş eleştirisi bugün dijital dindarlık biçimlerinde yeniden ortaya çıkmaktadır. Sosyal medya üzerinden sergilenen ibadetler veya dini semboller, dinin bir tür performansa dönüşmesine yol açabilir. Ayrıca Şeriati’nin modern kölelik olarak gördüğü borç ekonomisi bugün küresel tüketim kültüründe daha görünür hale gelmiştir. İnsanlar artık zincirlerle değil, kredi kartları ve borç sistemleri aracılığıyla bağımlı hale getirilebilir.
Sonuç olarak Ali Şeriati’nin düşüncesi yalnızca bir ideologun siyasi sloganları değildir; aksine modern Müslüman toplumların yaşadığı zihinsel, kültürel ve ahlaki kriz üzerine geliştirilmiş kapsamlı bir eleştirel teoridir. Onun metinlerinde yer alan kısa ve keskin ifadeler aslında bu teorinin yoğunlaştırılmış biçimleridir. Şeriati’nin çağrısı, düşünceyi yeniden özgürleştirmek, dini adaletle yeniden ilişkilendirmek, medeniyeti taklitçilikten kurtarmak ve aydını yeniden sorumluluk sahibi bir özne haline getirmektir. Bu çağrı yalnızca belirli bir döneme değil, düşüncenin donduğu her döneme hitap eden bir çağrıdır. Çünkü Şeriati’nin asıl meselesi geçmişi savunmak değil, toplumun yeniden düşünme cesaretini kazanmasıdır.






0 Yorumlar