Ticker

6/recent/ticker-posts

Ferîdüddin Attâr’ın Sîmurg’u ve İran: Bir Medeniyetin Hakikat Yolculuğu

Okunma sayısı: 36

Gürgün Karaman

Ferîdüddin Attâr’ın Sîmurg’u ve İran: Bir Medeniyetin Hakikat Yolculuğu

Giriş: Hakikat Üzerine Bir İlke

Tarihsel bir olay, bir inanç, bir şahsiyet ya da herhangi bir düşünsel yapı; tarihsel kaynaklara dayalı nesnel bilgilerle olgusal bir düzeye yükselmişse artık o yalnızca bir anlatı değil, bir hakikat alanıdır. Bu hakikati politik, etnik, mezhepçi ve ideolojik angajmanlara tabi tutarak herhangi bir ideolojik akımın veya politik çıkarın aracı hâline getirmek, onu kendi özünden uzaklaştırmak, kendi köklerine ateş etmektir. Böyle bir durumda hakikat artık kendisi olmaktan çıkar; araçsallaştırılmış bir söyleme dönüşür. Vahim olanı da şudur ki “mezhep kartı, çatışma alanlarındaki politik ve askeri hatalar, eski defterler karıştırılarak”, ayet ve hadislerle karşıtına imani ve ahlaki şantaj yapılmaktadır.

Oysaki olgusal bir hakikati besleyen tarihsel verileri epistemik, bilimsel, politik, mezhebi veya ideolojik şiddete tabi tutarak tahrif etmek; kısa vadede olmasa bile orta ve uzun vadede hakikatin hurafeye dönüşmesine yol açar. Konjonktürel rüzgârlara göre elde edilen geçici mevziler, hakikatin kendisini temsil edemez; su-i misal, misal teşkile edemez. Hakikati ideolojik, etnik, mezhebi ve politik maslahatlara kurban etmek yalnızca bir hata değil, aynı zamanda tarihsel bir sorumsuzluktur. Çünkü hakikatin ihmal edilen, bastırılan veya tahrif edilen yönleri zamanla geri dönerek inşa eder, inşa olmazsa imha eder. Hakikatin bu yönü adeta kendi intikamını alan bir karakter taşır.

Hakikati tahrip etmek isteyen kurnaz/mezhepçi/etnik üstünlükçü/ideolojik bir zihniyet aslında çoğu zaman doğrudan görünür yüzeyi değil, hakikatin kökünü hedef alır. Bunun sembolik bir anlatımını modern sinemanın önemli örneklerinden biri olan Avatar filminde görmek mümkündür. Filmdeki sömürgeci güçler, Pandora gezegenindeki yaşamın ruhunu temsil eden kutsal ağacı yok etmeye çalışırlar. Bu ağaç yalnızca bir bitki değildir. O, varlığın özü, yaşamın kaynağı ve hakikatin çekirdeğini/tohumunu temsil eder. Filmdeki ağaç, yer ile göğü birleştiren, kozmosu simgeleyen bir dünya ağacıdır. Hakikat de böyledir. Kökleri kesildiğinde yalnızca bir anlatı, mit, efsane değil, aynı zamanda bir medeniyetin hafızası yok olur

Bu nedenle tarihsel hakikatlere ve vakıaya yaklaşırken yapılması gereken şey onları ideolojik ve mezhepçi  kalıplara hapsetmek değil; aksine onların kendi varlık alanını ve tarihsel bağlamını koruyarak anlamaya çalışmak ve buradan ibret almaktır. Çünkü tarih inkâr ve inanç alanı değil, ibret/ders alma alanıdır.


Ferîdüddin Attâr’ın Sîmurg’u ve İran

“Dünya doğudan batıya dek imamla dolsa
Emîr’ül Müminîn Haydar bize kâfidir.”

— Attâr/İlâhinâme

İran’ı anlamak için yalnızca güncel siyaset veya ideolojik tartışmalar yeterli değildir. İran, tarih boyunca bir medeniyet yürüyüşünün coğrafyası olmuştur. Bu yürüyüşü anlatmak için en güçlü sembollerden biri büyük mutasavvıf şair Ferîdüddin Attâr’ın Sîmurg hikâyesidir.

Attâr’ın ünlü eserinde kuşlar hakikatin hükümdarı olan Sîmurg’u bulmak için uzun ve çetin bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk; yedi vadide gerçekleşir: talep, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret, fakr/fena.

Yedi vadideki yolculuk esnasında birçok kuş yolda kalır. Neden mi? Mazaretler ileri sürerek... baykuş harabelerini, bülbül, güle olan aşkına, bataklık kuşu bataklığını, tavus kuşu rengarenk tüylerini... Yolun sonunda yalnızca otuz kuş kalır ve Kaf dağ’ına vardıklarında anlarlar ki aradıkları Sîmurg aslında kendileriymiş. Bu hikâye irfan geleneğinde insanın hakikat arayışını anlatan en güçlü metaforlardan biridir.

Bugün için modern İran’ın tarihini de birçok açıdan bu metaforla okumak gerekir.

1979’daki devrimden bu yana İran toplumu; savaşların, yaptırımların, küresel şer çetelerinin amborgolarının, siyasi mücadelelerin ve ideolojik tartışmaların içinden geçerek uzun bir tarihsel yürüyüş yaşamaktadır. Bu yürüyüş bazen sarp dağlar, bazen derin vadiler, bazen de fırtınalı yollarla doludur. Simug’un yedi vadideki yolculuğudur bu.

Bu yürüyüşün hafızasında Kerbelâ’nın büyük trajedisi vardır. İmam Hüseyin’in zulme karşı direnişi, İran toplumunun kolektif bilincinde yalnızca tarihsel bir olay değil, ahlaki ve imani bir direniş sembolü olarak yaşamaktadır. Bu yüzden Kerbelâ anlatısı İran’da ve Ehl-i Şia’da yalnızca dini bir hatıra değil; adalet, fedakârlık ve direnişin sembolik dili hâline gelmiştir.


İran: İslam Medeniyetinin Düşünce Coğrafyası

“İmdi ilimler çoktur. Beşer nevine mensup milletlerde bir çok hükema (filozof, alim, bilim insanları vb.) vardır. Bize kadar ulaşmayan ilimler, ulaşanlardan daha çoktur. Hz. Ömer (r.a.)'in fetih sırasında imha edilmesini emrettiği Farslara ait (İskenderiye kütüphanelerindeki) ilimler şimdi nerede? Keldanilerin, Süryanilerin, Babil halkının ilimleri ve onlarda zuhur eden ilmin eser ve neticeleri nerede? Onlardan önceki Kıptilerin ilimleri ne oldu? Bize sadece bir tek milletin ilmi viisıl olmuştur. Bunlar da Yunanlılardır. Bilhassa bizzat Halife Me'mun'un teşebbüsü ile Yunan ilimleri Arapçaya tercüme edilmiştir. Tercümanların çok oluşu ve bu hususta cömertçe para harcanması Me'mun'un bu işte muvaffak olmasını temin etmiştir. Bundan dolayı biz Yunan ilimlerinden başkasına vakıf olmuş değiliz.” (Mukaddime, Dergâh Yayınlan, çev. Süleyman Uludağ, İst. 2007, s.205.)

Mukaddimedeki bu paragraf tarihi bilmeyen ya da tarih iman alnı görenleri şok edecektir. İnanılması güç değil mi? “Hz. Ömer (r.a.)'in fetih sırasında imha edilmesini emrettiği Farslara ait (İskenderiye kütüphanelerindeki) ilimler şimdi nerede?

İbn-i Haldun bu paragrafı üzerine birçok analiz yapılabilir. Buna göre değil., tarihsel süreçte İran, İslam medeniyetinin en güçlü düşünce merkezlerinden biri olmuştur. Bu coğrafya hem Sünni hem de Şii dünyaya sayısız alim, filozof ve mutasavvıf kazandırmıştır. Buna sadece bu makalenin sınırları dahilinde maksimum bazı örnekler vereceğiz.

Klasik dönem filozofları

İslam düşüncesinin en büyük isimlerinden çoğu bu topraklarda yetişmiştir:

İbn-i Sina – İslam felsefesinin en büyük sistem kurucularından biri
Nasîrüddin Tûsî – astronom, matematikçi ve filozof
Şehabeddin Sühreverdî – İşrâkî felsefenin kurucusu
Molla Sadra – Hikmet-i Müteâliye ekolünün kurucusu
Ömer Hayyam – matematikçi, filozof ve şair
Molla Câmî – büyük mutasavvıf ve edebiyatçı

Gazali Sünni düşüncenin zirve siması.
Fahreddin Râzî – kelam ve tefsir alanında önemli alim

Bu düşünürler yalnızca İran düşünce tarihini değil, bütün İslam dünyasının entelektüel haritasını şekillendirmiştir. 

Modern dönem düşünürleri

Modern çağda da İran güçlü entelektüeller yetiştirmiştir:

Ali Şeriati – İslam düşüncesini sosyolojik ve devrimci bir yorumla yeniden ele aldı
Murtaza Mutahhari – modern dünyada İslam felsefesini yeniden yorumlayan düşünür
Daryush Shayegan – Doğu ile Batı düşüncesinin karşılaşmasını analiz eden filozof
Celaleddin Aştiyani – İran İslam felsefesinin önemli yorumcularından biri
Abdülkerim Suruş – çağdaş İslam düşüncesinin önemli entelektüellerinden biri

İbrahim Dinani işrâki felsefe uzmanı, Molla Sadra Uzmanı, multidisipliner bir filozof-arif.

Bu isimler, İran’ın düşünsel hayatının yalnızca geçmişte değil modern çağda da üretken olduğunu gösterir. Ömer Hayyam, Sadi Şirâzi, Hafız-ı Şirazi, Sadık Hidayet vb. yüzlerce edebiyat ve irfan ehli... Ve daha nicdeleri...


Kadim İran Şehirleri: Medeniyetin Hafızası

İran’ın şehirleri, tarih boyunca bilim, sanat ve ticaret merkezleri olmuştur. Bu şehirler yalnızca yerleşim alanları değil; aynı zamanda medeniyet hafızasının mekânlarıdır.

İsfahan

Safevî döneminde “Dünyanın Yarısı” olarak anılmıştır. Büyük meydanları, medreseleri ve camileriyle İslam mimarisinin en görkemli şehirlerinden biri olmuştur.

Şiraz

Şiirin ve tasavvufun şehri olarak bilinir. Hafız ve Sadi gibi büyük şairlerin yetiştiği kültür merkezidir.

Tebriz

İpek Yolu üzerinde bulunan önemli bir ticaret ve kültür merkeziydi. Selçuklu ve İlhanlı dönemlerinde büyük bir entelektüel merkez hâline gelmiştir.

Nişabur

Bir zamanlar Horasan’ın en büyük şehirlerinden biriydi. Ömer Hayyam ve Ferîdüddin Attâr gibi büyük isimleri yetiştirmiştir.

Kum

Şii ilim geleneğinin en önemli merkezlerinden biridir. Büyük medreseleri ve dini kurumlarıyla tanınır.

Meşhed

İslam dünyasının önemli ziyaret şehirlerinden biridir ve İran’ın en güçlü dini merkezlerinden biridir.

Bu şehirler yalnızca mimari eserleriyle değil, yetiştirdikleri alimler, şairler ve düşünürlerle de İran’ın kültürel kimliğini şekillendirmiştir.

İran ve Medeniyet Sürekliliği

İran’ı benzersiz kılan şey yalnızca tarihi değildir; aynı zamanda medeniyet sürekliliğidir. Antik Pers uygarlığından İslam medeniyetine, oradan modern döneme kadar uzanan kesintisiz bir kültür, felsefe, bilim, irfan, edebiyat damarı vardır. Bu damar farklı dönemlerde farklı düşünürler ve sanatçılar aracılığıyla kendini yeniden üretmiştir.

Felsefede İbn Sina
tasavvufta Attâr
şiirde Hafız
modern düşüncede Ali Şeriati

her biri bu medeniyetin farklı zamanlarda ortaya çıkan sesleridir.

Bu nedenle İran yalnızca bir devlet değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir düşünce, felsefe, bilim, medeniyet coğrafyasıdır.

Sîmurg’un Aynası

Attâr’ın hikâyesinde kuşlar sonunda Sîmurg’un kendileri olduğunu fark eder. Bu hikâye tasavvuf geleneğinde şöyle yorumlanır: Hakikat çoğu zaman dışarıda aranan bir şey değildir; insanın kendi yolculuğunda ortaya çıkar.

İran’ın modern tarihini de bu metaforla okumak mümkündür.

Devrimler, savaşlar, ideolojik mücadeleler ve kültürel dönüşümler arasında İran toplumu hâlâ kendi Sîmurg’unu arayan bir medeniyet yürüyüşünün içindedir. Belki de İran’ın asıl gücü tam burada yatmaktadır: Tarihin fırtınaları içinde defalarca sarsılsa da kendi kültürel ruhunu yeniden üretme kapasitesi. Simurg’un zorlu vadilerde yolculuğa çıkarma iradesi

Bu yüzden İran’ı anlamak için yalnızca güncel politikalara, mezhepsel aidiyetlere değil; Attâr’ın kuşlarına, Kerbelâ’nın yürüyüşüne, İbn Sina’nın felsefesine ve Şiraz’ın şiirine bakmak gerekir. Çünkü İran, bütün bu katmanların birleştiği uzun bir medeniyet yolculuğudur. 

Bugün için emperyal ve siyonist kuşatmaya maruz kalan bu büyük medeniyetin, bu kuşatmayı yaracağından kimsenin şüphesi olmasın. Ve dahi, üç beş mezhebi sloganla da tüketilecek, yok edilecek bir medeniyet değildir. 

Selam olsun, Hüseyni mektebin direnişçilerine... 

Şehit olan İranlı kardeşlerimin aziz hatırasına en derin saygı ve sevgilerimle... 


 

Yorum Gönder

0 Yorumlar