![]() |
| Gürgün Karaman |
Rojava denildiğinde bazı çevrelerin otomatik bir refleksle “PKK” demesi, ardından da gerek Müslüman Kürtlere gerekse genelde tüm Kürtlere dönüp “safını belli et” baskısı kurması, bugün en yaygın susturma biçimlerinden biri hâline geldi. Oysa burada konuşulan şey bir örgütün propagandası değil; bir coğrafyada yaşayan bir halkın, sivillerin, yani sıradan insanların acısıdır. Ne var ki savaş dili güçlendiğinde insanî bir itiraz bile kolayca “sadakat testi”ne çevrilmektedir. Böylece adalet ve vicdan zemininde konuşulması gereken bir mesele, biat ve itaat zeminine çekilmektedir.
Önce şunu açıkça söylemek gerekir: Apocu PKK ideolojisini de reddediyorum, hayatım boyunca da buna karşı durdum; adı ne olursa olsun hiçbir silahlı yapının dilini, yöntemini ve zorbalığını asla meşru görmüyorum. Hiçbir silahlı yapının sözcüsü de değilim; hiçbir şiddet siyasetini de kutsamam. Fakat tam da bu reddiyeyi yaptığım için, bir halkın acısını “örgüt etiketi”yle boğmanın adaletsizliğini daha yüksek sesle söylemek zorundayım. Çünkü örgütlerle bir halkı aynılaştırmak, hem insani hem İslami hem de ahlaki/vicdani bakımdan büyük bir haksızlıktır. Rojava bir örgüt adı değildir; Rojava bir coğrafyadır ve o coğrafyada yaşayan insanların—özellikle de sivillerin—adı vardır. Sivillerin acısını dile getirmek, bir örgütün tarafı olmak anlamına gelmez. “Rojava diyorsan YPG’lisin” cümlesi, hakikati değil suskunluğu üretir; vicdanları köreltir, acıyı konuşanı susturmak için kurulur. Bu noktada “Müslüman Kürtler safını belli etsin” söylemi hemen devreye giriyor. İlk bakışta “dindarlık/İslamilik” çağrısı gibi görünen bu cümle, çoğu zaman fiilen bir baskı aracına dönüşüyor; çünkü “safını belli et” dendiğinde, aslında “bizim gibi konuş, bizim gibi sus” dayatması yapılmış oluyor. Oysa Müslümanlığın ölçüsü kavim değildir; b uradaki temel ölçü adalettir, mazlumiyettir. Benim safım da tam olarak burasıdır: Masumun, mazlumun ve hakkın ve vicdanın safı. Şiddeti reddetmekle sivillerin acısını dile getirmek arasında çelişki yoktur. Çelişki, şiddeti reddettiğini iddia ederken masumun acısını konuşmayı yasaklamaya çalışan zihniyettedir. Adaletin ve vicdanın dilini, sadakat testi diline çevirmek adaletsizlik değil de nedir?
Başka bir söylem ise daha üstenci bir tondan konuşurak “Biz Müslüman Türkler üstümüze düşeni yaptık, şimdi sıra Müslüman Kürtlerde.” Bu cümle, kardeşliği “borç senedine” çevirmeye çalışan bir dildir. Oysa iyilik ve yardım, ilkesel olarak “karşılığında susacaksın” şartıyla yapılmaz; yardımın karşılığı itaat olamaz. Allah razı olsun; fakat yardım üzerinden üstünlük kurmak, kardeşlik değil tahakkümdür. “İyilik yapan eğer karşılık bekliyorsa tefecidir.” Kardeşlik ise bir halkın hakikatini ve acısını dile getirme hakkını elinden almak değildir; tam tersine onu birlikte taşıyabilmektir. Benim bu konudaki hassasiyetim yeni değil ve hele hele seçmeci hiç değil. Aynı hassasiyeti Gazze için de gösterdim. Gazze’deki çocuklar için sayın Ayçin Kantoğlu öncülüğünde chang.org üzerinden imza kampanyası başlattım ve yaklaşık elli bine yakın imza topladım (1). Bunu şunun için söylüyorum: Benim vicdanım coğrafyaya göre çalışmıyor; mazluma göre çalışıyor. Gazze’de çocukların yanında durmak nasıl insani ve İslami bir sorumluluksa, Rojava’daki çocukların ve sivillerin -ve bunlar benim halkım ve ben de bu halkın bir evladıyım- yaşadığı acıyı dile getirmek de aynı tutarlılığın parçasıdır. Bir yerde çocuğun ölümüne, yerinden edilmeye, açlığa, yoksulluğa, kayba karşı ses çıkarıp başka yerde “sus” denildiğinde susmak, vicdanın değil korkunun dilidir. Ben korkunun değil, ilkenin, vicdanın diliyle konuşur ve yazarım.
Ben Kürdüm ve kendi halkımın onurunu, hukukunu, acısını savunmak en doğal hakkımdır. Bu, bir örgütün diliyle konuşmak değildir; bir halkın sivil varlığını, insani haysiyetini, onurunu ve adalet talebini görünür kılmak ve adaletin gereği onun safında yer almaktır. Bana “Ancak bana entegre olursan, ancak benim çizdiğim sınırlarda konuşursan, ancak protez bir varlık gibi benim kimliğimin uzantısı olursan seni kabul ederim.” diyen anlayış, kardeşlik değil tahakkümdür, despotizimdir. Daha da vahim olanı ise bunun İslami bir literatürle yapılmasıdır. Bu tür tavırlar, eşitliğin değil üstünlük kurmanın, egemen olmanın, aynılaştımanın despotik dilidir. Biir başka şey ise, böyle bir dili, din üzerinden meşrulaştırmaya çalışmak hem İslami hem de insani değildir. Çünkü İslam, bir halkı diğerine eklemleyerek var eden bir “şartlı kabul” dini değildir; bir kavmin varlığını ve söz hakkını, başka bir kavmin izin verdiği kadar tanıyan bir zihniyet de adaletin değil, hegemonyanın ürünüdür. Müminin ölçüsü kavim değil adalettir; mazlumun duasında da bedduasında etnik köken ve kimlik sorulmaz. Bu yüzden “Furkan günleri” gibi dinsel etiketlerle konuşup “safınızı belli edin” diyenlere de aynı yerden bakıyorum. Furkan, hak ile batılı ayırma iddiasıdır. O hâlde en temel ayrım şudur: Bir halkı herhangi bir örgütle eşitlemek batıldır; masumu savunmak ise haktır. Sivillerin acısını dile getiren herkesi yaftalamak, adaletin değil öfkenin, egemen üstünlük ve üstenci bir tavrın dilidir. Dindarlık, bir halkı susturmakla ölçülmez; dindarlık, zulme karşı adaletle ölçülür.
Sonuç olarak terörün ve şiddetin her türlüsünü reddediyorum. Sivillerin acısını ve bu bağlamda evladı olduğum halkımın acılarını, masumiyetini ve mazlumiyetini dile getiriyorum. Sadakat testini kabul etmiyorum. Ben sadakat değil, adalet konuşuyorum ve bunu vicdanımla yaparım. Benim safım kimliklerin değil, masumun, mazlumların ve hakkın safıdır. Gazze’de çocuklar için nasıl ses olduysam, Rojava’da siviller için de aynı ses olurum. Beni kabul etmenin şartı kendimi inkâr etmemse; bu ne kardeşliktir ne de ümmettir. Bu, yalnızca adaletsizliğin yeni bir adıdır. Sahici birliktelikler ve kardeşlikler, ancak sahici bir hukuk pratiğİyle gerçekleşir. Onun da ilkesi "Kendin için istediğini kardeşin için de isteyeceksin." İslami açıdan da insani açıdan da en sahih ve inandırıcı erdem budur.
Allahu nurus’semavati ve’l ard... fe la udvane illa alez zalimin...
(1) 23 Aralık "Dünya Şehit Çocuklar Günü" olarak ilan edilsin. chng.it/DGym9ZGkL5

.jpg)

0 Yorumlar