![]() |
| Gürgün Karaman |
Sevgili Shina Muller,
Önce söz vardı… Sonra direniş...
Allah, Adem’e ilk olarak isimleri öğretmiş ve onu bu isimlerle varlık alanına çıkarıp sınava tabi tutmuştu. Çünkü söz; bu varlık deryasında çok ağır bir yük taşır, varlık yükünü... Hakikat, her zaman tanıdık kelimelerle gelmez. Bazen tanıdık kelimelerin hepsini yakar, geriye kül bırakır. Külden geriye kalanı tekrar harlayacak müdavimler, elçiler talep eder.
Minör edebiyatınızın anti-emperyalist duruşu, zulmü kemiren ve onun stratejilerini sabırla deşifre eden bir hat açıyor. Bu hat, birçok insanın gözlerini açıyor; hakikati daha berrak görmelerine vesile oluyor.
F. Guattari, karıncaları her şeyi kemiren “testere dişliler” olarak tasvir eder. Kelimeler de böyledir. Karıncaların o küçücük ağızlarıyla sabırla kemirdikleri gibi, sizin kelimeleriniz de bu dünyayı çürüten yapıları minör bir stratejiyle kemiriyor. Derinden, sabırlı, yavaş ama kararlı bir şekilde…
İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde kendi başına gelenleri bu denli büyük bir “şeffaflık emperyalizmi” içinde izlemedi. Hep şu soruya takıldım: İnsan, kendi nesline yapılanları nasıl olur da benliğinde değil de ekranda izler ve sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eder? Foucault buna panoptikon diyordu. Belki de haklıydı. Hepimiz büyük bir gözetim düzeninin içindeyiz. Büyük bir kapatılma. Büyük bir hapishane… Ama her hapishanenin duvarı, sabırla açılmış küçük deliklerle aşınır. O delikleri açan ise kelimelerdir.
Bedenlerimiz hapsedilmiş olabilir. Ama zihnimizin bize ait kalması hâlâ mümkün. Yine de bugün, hem bedenlerimizin hem de zihinlerimizin kuşatıldığı bir çağdayız. İşte tam da bu yüzden kelama ve kaleme her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Kelamın ve kalemin namusunu ayağa kaldırmak kolay değil; bunun farkındayım. Fakat farkındalık tek başına yetmez. Onu pratiğe dönüştürmek gerekir. Siz, tam da bunu başaran nadir bir vicdansınız.
Ben İşrâki Felsefe müdavimi olan biriyim. Bazen insan, hayatın anlamını kaybeder. Her şeyin bittiğini düşündüğünüz bir anda, bir söz, bir kelime sizi yeniden ayağa kaldırır. Benim için bu, yıllar önce İşraki felsefeyle kurduğum bağla başladı. Batı felsefesinin büyük akımlarını da okudum; fakat aradığım şifayı orada bulamadım. Çünkü bazı sözler vardır insanın içine dokunur, onu sarsar, dönüştürür. Kendini kaybetmiş insana, insanı kendine geri verir. Sizin kelamınız da böyle bir etkiye sahip.
Allame Muhammed İkbal, büyük bir aşk ve ıstırapla bizlere bir miras bıraktı. Sizi okudukça onun sesinin yankılandığını hissediyorum.
“İman et, isyan et, yanlış yap, tövbe et…” diyordu.
Sizin metinleriniz de bu çağrıyı sürdürüyor; ama daha sessiz, daha derinden, daha sabırlı bir biçimde.
Yağmur taneleri gibi… Küçük, sessiz, tek başına önemsiz görünen… Ama biriktiklerinde sel olan…
Hiçbir yağmur damlası “ben ne yapabilirim ki?” diye sormaz. Sizin kelimeleriniz de sormuyor. Ve bu yüzden etkiliyor.
Kirletilmiş bir dünyayı ancak kirletilmemiş kelimeler temizleyebilir. Körelmiş vicdanları ise ancak hakikati taşıyan—küçük ama yükü ağır kelimeler sarsabilir.
İçinde bulunduğumuz krizler elbette geçecek. Belki yenileri gelecek. Ama asıl mesele kriz değil; krizden sonra nasıl bir dil kuracağımızdır.
Ayağa kalkmayı mümkün kılan bir hikmet dili…
Sizin kelimeleriniz, bu hikmetin hâlâ mümkün olduğunun bir işareti.
Bu yüzden yazmaya devam edin.
Çünkü bazı kelimeler sadece anlatmaz, hakikate, adalete, özgürlüğe yol açarlar. Bir kelime bir dava olur, bir inanç olur, bir umut ışığı olur. İşte siz, bunlara adanmış büyük bir vicdansınız.
Size en içten sevgi, selam ve saygılarımı sunuyorum. Türkiye'den bir kardeşiniz...
Zihin senin zırhın, aşk ise kılıcın!
Ey dervişim! Hükümranlığın tüm dünyayı hayrete düşürüyor!
Çağrınız Allah hariç her şeyi alev alev yakıyor!
Müslüman ol, kaderini sen kendin belirle!
Muhammed'e sadık kalın, biz de sizin oluruz;
Sadece bu dünya değil: kalem ve yazı tahtası sizin!
Allame Muhammed İkbal


0 Yorumlar