![]() |
| Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert |
Geleneğimizin ölmediğine, geleceği inşa edeceğine inanarak, gelenekten geleceğe ateşi kavramak ve aktarmak vefa borcumuzdur.
Biyografi ve portrelerini derlemeye çalıştığımız dengbêjlerimiz; Ramtaş, Momî Farıke ve Abuzer Aşkınses (Aşkıseven) okunduğunda, korun parıltısını aktarmak dediğimiz mûsiki geleneğimizin söze geldikçe parıldayan biçim ve içeriği daha iyi bir şekilde fark edilecektir.
AŞKIN ÖLÜMSÜZ ÜSTADLARI
GİRİŞ
'Aşkın Ölümsüz Üstadları' isimli çalışmamızda, çağları aşarak günümüze kadar varlığını devam ettiren fakat günümüz şartlarında sekteye uğramış dengbêjlik geleneğinin küllerini yeniden alevlendirmek istiyoruz. Maziye kuru kül muamelesi yaparak durmadan ağıtlar yakmak, geleceğe aktarılması gereken kordan ışıklar alevlendirmemek, sorumluluğun hakkaniyetle yerine getirilemeyeceği anlamına gelecektir. Ardımızdaki mazinin korlarını geleceğin meşalesi kılmak, geleceği inşa edecek ateşlerin yakılmasını sağlayacak; toplumsal hafızamızın ufkunu ve sahip olduğumuz toplumsal irfanın niteliğini gösterecektir.
Dinin, sosyolojinin, kültürün ve folklorun yerinden edilip absürt biçimde devşirilmesi, doğal olarak sanat üzerinde de derin yarıklar açmıştır. Batı’nın kültür emperyalizmi, özellikle dengbêjlik gibi kadim sözlü geleneklerimizi de tahrip etmiştir.
Bu kültürel çatlağı elbette sadece dış etkilere yükleyemeyiz. Sözde aydınlarımızın devşirmeci ve taklitçi tutumlarını görmezden gelirsek, hakikatin önemli bir kısmını ıskalamış oluruz. Evvela faturayı kendimize/nefsimize kesmemiz gerekiyor. Cemil Meriç’in de benzer ifadesiyle tarihçilerimiz, Haçlı’nın kalemşörlüğünü seve seve yaptılar. Sanatımızı tanımsızlaştıran köksüz, türedi paradigmalar üzerimize kâbus gibi çökmüş; medeniyetimizin bütün damarlarına sızarak bugün dahi peşimizi bırakmamaya devam etmektedir.
![]() |
| Telifli görsel: https://karamangurgun.blogspot.com/ |
Bilindiği üzere 18. yüzyılın ikinci yarısından bu yana dünya, inanılmaz bir kültür emperyalizmi ile karşı karşıya kalmıştır. Modern çağ; postmodern, post-truth (hakikat sonrası), post-privacy (mahremiyet sonrası çağ) son iki yüzyıla sığdırılıp kategorize edilmiştir. Bu amokvari dönemlerin enjekte ettiği kültür, gayri ihtiyari olarak bizleri nostaljik melankolilerin kıyısına taşımıştır. Son iki yüzyıl kültür emperyalizmi, arkaik geleneklere dair vaazları içselleştirmemize sebebiyet verdiği gibi, geleceğe dair düşüncemizin şekillenmesine ve pratiğe dökülmesine engel teşkil etmektedir.
İstilalar, tüm unsurlarıyla geleceği geçmişin muhalifi ve düşmanı yaparken; diğer taraftan geçmişimizi gelecek için ümitsiz ve dahi bedbahtça düşünmeye sevk etmektedir. Yukarıdaki bahis üzerinden tekrar edecek olursak; ateşin aktarılmaması, geçmiş ile gelecek arasındaki akılcı diyalektik ve irfani hikmetin gerçekleşmesine imkân bulamayacaktır; bulamamaktadır.
Hayatın hızlı akışkanlığı/simülasyon, kara bir delik gibi tarihte boy göstermiş kültürlerin, hatta medeniyetlerin küllerini savurarak insanlığın geleceğini her geçen gün daha da belirsiz bir hâle getirmektedir. Maziyi hakkaniyetle, hikmetle yeniden yorumlayarak ve kendimize güç, dayanak ve ilham kaynağı yaparak kendi kültürel evrenimizde ve coğrafyamızda külü kutsamadan ateşi harlayacak birçok kültürel öğeye sahip olduğumuzun farkında olmak durumundayız. Siz de takdir edersiniz ki, devasa tarihi sadece kutsamak, dedesinin saçlarıyla övünen kel genç bir delikanlının komik ve saçma ruh hâline benzer.
Bu çerçevede kültürümüzün bütün unsurlarıyla gelecek nesillere aktarılması hususu, müzik ve müzik edebiyatı açısından da büyük bir alanı kapsamına almaktadır: Çukurova (Toros) geleneği, bozkır-bozlak geleneği, geniş çerçevede Anadolu halk türküleri ve destanlaşan âşıkları, Karadeniz’in zamana galebe çalan kemençesi, Kürtçenin kılamları, stranları ve bu kılamlara hayat veren dengbêjler... İşte bir bütün içinde değerlendirdiğimizde, gelecek için önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Çünkü içinde sözü, sanatı, edebiyatı, kaygıyı, acıyı, saygıyı, sevgiyi, öfkeyi, merhameti, matemi, ezgiyi, ufku ve irfanı barındıran müzik, tam da bizim közü harlamak olarak teşbih ettiğimiz ateşin kendisidir.
Geleneğimizin ölmediğine, geleceği inşa edeceğine inanarak, gelenekten geleceğe ateşi kavramak ve aktarmak vefa borcumuzdur.
Topraklarımızdaki tüm kültürel öğeler elinizdeki kitabın çerçevesini aşacağından, sadece kadim bir sözlü gelenek olan dengbêjliğin mûsiki ile bütünleşik hâlini; mûsiki ile sözün birbirine hayat bahşeden tekâmülünü, topluma olan etkisini ve işlevini bu çalışmamızda ele almaya çalışacağız.
Biyografi ve portrelerini derlemeye çalıştığımız dengbêjlerimiz; Ramtaş, Momî Farıke ve Abuzer Aşkınses (Aşkıseven) okunduğunda, korun parıltısını aktarmak dediğimiz mûsiki geleneğimizin söze geldikçe parıldayan biçim ve içeriği daha iyi bir şekilde fark edilecektir.
Bu çalışmada dengbêjlerimizin biyografilerini ele alırken, hayatları ile ilgili doğum, ölüm, evlenme gibi aşamaların kronolojik sıralaması üzerinde fazla durulmayacaktır. Daha çok onların yaşanmışlıkları, ürettikleri değerler, efsaneleşen, dillerden düşmeyen yapıtları/eserleri üzerinde durmayı tercih ettik. Keza okurun/insanın kalbine dokunmanın biricik yolu, hislerin güzel biçimde paylaşılmasıdır. Onların toplum nazarında, kendi halklarının gönlünde bıraktıkları silinmez izler mesabesinde anmaya, anlamaya ve anlatmaya çalışacağız Aşkın Ölümsüz Üstadları’nı.
Önemli olan, onların gönüllerimizde taht kuran mirasları; sözün sönmeyen ışıltısıyla aşka, sevgiye, iyiye; nihayetinde insanlığa dair tarihe düştükleri notlar, kıyamete kadar gönül yolculuğumuzun rehberi olmaya devam edecektir. Gökkubede bıraktıkları ölümsüz sadaları için bu üç dengbêjimizi 'aşkın ölümsüz üstadları' demeyi uygun görüp anlamaya ve yazmaya çalıştık.
Sözün bereketi daima rehber, ince bir sızı, körpe bir umut ışığı olsun.
Emek ve tevekkül bizden, takdir Âlemlerin Rabbinden.


0 Yorumlar