[Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert'in kaleminden "Dengbêjlik Geleneği" yazı dizisi devam ediyor.]
Mehmet Hanifi Arslan & Abdulvahap Sert
Dewrêşê Evdî destanında Dewrêş’in Seklawîye Udban isimli atı dönemin bölgedeki efsane atı olup Dewrêş’in adeta canının parçasıdır. Savaş için eğitilmiş, hissi yüksek derecede gelişmiş bir savaş makinesidir adeta. Süvarisini üstün yetenekleriyle korur ve başı daima havada, süvarisinin göğsüne siper olacak şekildedir. Dewrêş nasıl ki savaşta bir ölüm makinesine dönüşüyorsa Seklawîye Udban da aynı şekilde savaşırken adeta bir savaş makinesine dönüşmektedir.
![]() |
| Görsel kaynağı:https://pin.it/4QrRQuUzD( Pinterest) Erişim tarihi:13 02 2026) |
Tarihsel zamanın içinde akmakta olan beşerî yaşamı geriye doğru okuyup analitik bir zihinle analiz edebilmek hem çok keyifli hem de çok zahmetli bir zihinsel çabadır.
Geçmişte insanın doğa ve çevresi ile kurduğu ilişkinin geliştirdiği diyalektik de beşerî yaşamı yönlendiren unsurlardır.
Bu bağlamda tarihsel zaman içinde kahramanlarımızın inanç ritüelleri, sevdalı olduğu kadınlar ve can yoldaşları (Birayê Axîretê) gibi sahip oldukları ve can/dava yoldaşı bildikleri bir diğer unsur olan atlar da başlı başına kıymete haizdir.
Kahramanların atları savaş için eğitilmiş; sahiplerine duyarlı, duygusal hayvanlardır. Atlar, süvarilerini sırtlarında taşıyan, savaşlarda pusuları bozup tehlikeye karşı uyaran varlıklardır. Atlar, sahiplerini savaşta ve çarpışma sırasında sadece sırtlarında taşımaz, onlarla birlikte düşmana karşı savaşırlar.
Elbette birçok toplumda atlar önemli yer tutar. Fakat bizim destanlarda atlar nesne olmanın ötesinde özne konumundadırlar. Toplumumuzun tabiat ile diyalektiği, hayvanlarla olan ilişkisi, atlara verdiği değeri neredeyse "beşer" düzeyine taşır. Buna karşın modern dünya sanıldığı gibi insani değildir. En ilkel denilen toplumlarda bile hayvana, tabiata verilen değer, yeryüzünü geometrik şekillerle parçalayan küresel demir medeniyetten daha insanidir. Küresel iklim safsatalarıyla doğanın fıtratını bozan moderniteye karşı bizim klamlarda zikredilen atlar, duygularıyla, sadakatleriyle atom/nükleer medeniyete çifteler savururlar. Bu yüzden ilkel denilen toplumların doğa ve beşerî yaşamla olan ilişkisi çok daha insaniydi. İlerleyen satırlarda kahramanların atlarını okuduğunuzda siz de bu kanıya varacaksınız.
Geleneğimiz ve destanlarımızdaki kahramanlarımızın atları genellikle ender bulunan soylu cinslere mensuptur. Ve hatta bu atların bazılarının ilahî bir güç tarafından kahramana lütfedildiğini görürüz. Gaybî âlemden gelen ve kahramana yoldaş kılınan bu varlıklar birer nişane olarak destanlardaki yerlerini almışlardır.
Kürt destanlarında tespit edebildiğimiz kadarıyla iki destanda atlarının gaybî âlemden geldiğini, kahramanlara ozanların tabir ve terkipleriyle Allah tarafından lütfedildiği söylenir.
Bu gaybî atlardan birisi Memê Alan’ın Behrê Bozerahvan’ıdır. Destandaki anlatıya göre Mığrîb’li balıkçılar günlerden bir gün balık avındayken ağlarına büyük bir ağırlık takılır ve onu çekmekte aciz kalırlar. Ne yapar ne eder ağı çıkaramazlar ve en sonunda sorunu saraya, reisleri Memê Alan’a iletmek zorunda kalırlar.
Haber saraya ulaşınca Mem ve şehirdeki önemli bir kalabalık sahile gider; orada kimisi balıkçılara yardımcı olurken kimileri de ağdan neyin çıkacağını heyecan içinde beklemektedirler.
Nihayetinde Mem’in emirleri doğrultusunda balıkçı gemisi limana yanaşır; büyük bir kalabalığın yardımıyla ağ çekilip geminin içine aktarılır. Nihayet beklenen mucize gerçekleşmiş, denizden boz bir at çıkmıştır. İnsanların şimdiye kadar görmediği güzellikte genç bir at. İşte bahr’dan (denizden) çıkan bu boz ata daha sonraları muhteşem yürüyüş tarzı ile Rahwan unvanı verilerek dillere destan olmuş “Behrê Bozerahvan” denilecektir.
Mem’in Mığrîb’ten başlayıp Cizre Botan’da ölümle sonuçlanacak olan aşk yolculuğu bu efsane atın sırtında gerçekleşecektir. Macera boyunca Behrê Bozerahvan’ın Mem ile bütünleşen ruhu ve kabiliyetleri Mem’î birçok tehlikeye karşı muhafaza etmiştir.
Şeytan Beko’nun kızı, Mem’î kandırmak için “Aradığın Zîn benim.” diyerek Mem’în yolunu kesmesi ilk önce Behrê Bozerahvan tarafından fark edilmiş, Mem’î tuzağa karşı uyarmıştır. Yine Behrê Bozerahvan, Mem’î bu ölüm yolculuğundan geri döndürmek için yoluna çıkan Hızır (as)’ı tanımış ve metanetli yürüyüş ve duruşla Hızır (as)’a saygı göstermiştir. Mem dışında hiç kimse bu güzel atın başını veya dizginlerini tutmaya ve ona binmeye cesaret edemezdi.
Yine gaybî atlardan bir diğeri efsanevi binek Sîyabend’in “Demirqîre Xeybîye” isimli atıdır. Bu mübarek varlık da Allah tarafından sahibine lütfedilmiş atlardandır. Destandaki anlatıya göre Hızır (as) günlerden bir gün çok genç yaştaki Sîyabend’in karşısına, elinde Demirqîr’in dizginlerini tutmuş bir biçimde çıkar. Atın dizginlerini Sîyabend’in eline tutturduktan sonra da birden kayıplara karışır. Bu yüzdendir ki bu efsanevi atın adı Demirqîre Xeybîye’dir (gaipten gelen demirkır). Bu at da diğer efsanevi binekler gibi süvarisiyle yekvücut olmuştur. Onunla birlikte düşmana karşı savaşmış, onunla birlikte mutlu olmuş, onunla birlikte üzülmüş ve gözyaşı dökmüştür.
Sîyabend’in ahiretlik kardeşi Qedha’nın atı Albacax da yakın özelliklere sahip ama gaybî olmayan bir attır. Qedha savaşta öldürüldükten sonra Sîyabend, Albacax’ı dizginleri ayaklarının dibinde derin bir üzüntü içinde görmüş; onun boynuna sarılarak: “Bana söyle, kardeşim nerede?” diye ağlamaya başlamasıyla Albacax da ağlamaya başlamış, gözyaşları Sîyabend’in sırtından aşağıya dökülmüştür.
![]() |
| *https://pin.it/3HykzpwWy ( Pinterest) Erişim tarihi 13 02 2026 |
Dewrêşê Evdî destanında Dewrêş’in Seklawîye Udban isimli atı dönemin bölgedeki efsane atı olup Dewrêş’in adeta canının parçasıdır. Savaş için eğitilmiş, hissi yüksek derecede gelişmiş bir savaş makinesidir adeta. Süvarisini üstün yetenekleriyle korur ve başı daima havada, süvarisinin göğsüne siper olacak şekildedir. Dewrêş nasıl ki savaşta bir ölüm makinesine dönüşüyorsa Seklawîye Udban da aynı şekilde savaşırken adeta bir savaş makinesine dönüşmektedir.
Arap-Mîlan savaşı sırasında iki ön ayağı köstebek çukuruna saplanmış, diz kapaklarından kırılmıştır Seklawîye Udban’ın. Akabinde Dewrêş atın üstünden yere fırlamış ve düşman çemberinin içinde kalmıştır. Seklawîye Udban, mahzun gözlerle düşman ortasında okların, mızrakların hedefine maruz kalan süvarisi Dewrêş’e bakıp dile gelemese de insan gibi gözyaşı dökmüştür. Hatta destanın bazı varyantlarında Dewrêş atına “Neden beni düşmanın pençesine yalnız bıraktın?” diye sitem eder.
Dewrêş’in kardeşi Sadun’un atı Werde de Seklawîye Udban’la hemen hemen aynı kabiliyet ve marifetlere sahip bir kısraktır. Hatta bir rivayete göre Werde, Dewrêş’in Seklawîsinin annesidir. Bir diğer rivayete göre de Evdî Beg ve kardeşi Huseyn Beg Evdî’nin oğulları Dewrêş ve Sadun için Çînî Maçîn’de* safkan iki taya 115 altın vererek satın almışlardır.
Evdî Beg’in çocukları için eğittiği bu taylar eyerlenmeye geldiğinde halk içinde tanınmış, konuşulmuş, kıskanılmış ve dilden dile kabiliyetleri anlatılarak efsaneleşmişlerdir.
Bu atların eğitim örneklerinden bir tanesi calibi dikkattir. Destandaki anlatıya göre Seklawî Udban dörtnala koşarken süvarisi Dewrêş eyerinin üstünden kayarak Seklawî’nin boynuna tutunur ve boynunun altına geçerek tekrar diğer taraftan eyerin üstüne çıkıp biner. Bu eğitimi yapılan taktik düşman üstüne hücum ederken kullanılır. Savaşçı böylece kendisine gelebilecek kılıç ve mızrak darbelerinden korunmuş olur.
Destan anlatılarında öne çıkan diğer bir efsane at ise Hesenê Elî Begê destanında, destan kahramanına ait üstün yetenekleri olan bir attır. Bu atın adı Bozqulê Şamê’dir.
Bozqulê Şamê Hesenê Elî Begê’nin can yoldaşı, onun bir parçasıdır. Eğitimi ve kabiliyetleri onu efsane bir binek olarak destanlarda yaşatmış yüksek hissiyatlı bir varlıktır. Hesenê Elî Begê düşmana karşı hareket ederken, savaşırken, gizlenirken, uyurken hep Bozqulê Şamê adını verdiği atına güvenmiş; atı da onun güvenini boşa çıkarmamıştır. Hesen’ı hep uyarmış, hep korumuş, korunmasına yardımcı olmuştur. Onunla birlikte savaşmış ve çarpışmıştır.
Destandaki anlatıya göre Hesenê Elî Begê’nin uykusu çok ağırdır. Uyumaya başladığında onu uyandırmak neredeyse imkânsızdır ve o genellikle uyuduğunda bir hafta uyur; bir hafta uyuduktan sonra kendiliğinden uyanır. Hesenê Elî Begê’nin bu uyku durumu onu bazen tehlikelere maruz bırakır; işte bu zamanlarda da atı Bozqulê Şamê, Hesen’ı korur ve kurtarır.
Destandaki anlatıya göre günlerden bir gün düşman Hesen’ın izini bulmuş, uyuduğu yerin yakınına kadar sokulmuştur. Bozqulê Şamê durumu hissetmiş; fakat başında beklediği süvarisi Hesen çok derin bir uykudadır. Bozqulê Şamê kişner, eşkinir, tepinir; ne yaparsa yapsın Hesen’ı uyandıramaz. Son bir çare kalır: Hesen’ın belindeki deri palaskadan tuttuğu gibi Hesen’ı kendi boyu yüksekliğine kaldırdıktan sonra sertçe yere bırakır. Hesen yaşadığı bu büyük sarsıntıyla uyanıp kendine geldiğinde düşmanla artık neredeyse göğüs göğüse geldiğini görür; vefakâr Bozqulê’ye atladığı gibi düşmandan ve tehlikeden uzaklaşır. Zaten Bozqulê bir dörtnala kalkınca ozanın tabiriyle o, gökte uçanlarla, suda yüzenlerle eştir. Tıpkı Seklawîye Udban gibi yerde fırtına, gökte şimşek, uçsuz bucaksız denizlerde yıkıp geçen dalgadır.
Teyar Beg’in atı Heşinboz ve ahiretlik kardeşi Ehmedê Çûk’ün atı Reşqember’den devam edelim.
![]() |
| https://pin.it/5PgW9BO9L ( Pinterest) Erişim tarihi: 13.02 . 2026 |
Özellikle Teyar Beg’in Heşinboz’u, Teyar û Xezal destanındaki en kıymetli karakterlerden biridir. Savaşta ve yolculukta, iyi ve kötü zamanlarda Teyar Beg’in canının parçasıdır. Aralarındaki bağ diğer kahraman atlarında olduğu gibi sözsüz bir dil, gaybî bir iletişimdir adeta.
Mesela Teyar Beg, Şengal dağlarında fırtınaya yakalanmış; eli ayağı donup tutamaz hâlde ölümle burun buruna geldiğinde atı Heşinboz’un kulağına eğilerek şöyle seslenir: “Ben artık kendimi kaybettim; soğuktan ve donmaktan elim ayağım tutmaz oldu. Ey Heşinboz, dizginine, üzengine ve toynaklarına hayran olduğum, beni bu fırtınadan ve felaketten kurtarıp fırtınanın olmadığı bir ovaya, bir obaya misafir et.” diyerek hâlini Heşinboz’a arz eder. Heşinboz da onu sürekli fırtınanın olmadığı, daha sıcak olan Şexızın Ovası’na doğru götürür. Şexbızın düzlüğünü geçerek onu gece yarısı amcası/babasının amcaoğlu Mendal Beg’in çadırına misafir eder.
İşte aynı zamanda kaderin bir tecellisi olarak Teyar’ın Xezal’la tanışması ve destanın yeni bir mecrada akmaya başlaması bu hadise ile başlar.
Heşinboz savaşta süvarisinin kalkanıdır. Çarpışmalarda düşmanın başına, düşman atlarının böğürlerine ve alınlarına inen birer gürzdür onun toynakları. Ve Heşinboz, yüksek hissiyatlı bir varlık olarak Hesen Paşa’nın Xezal’ı Karamağara bölgesinde kaçıracağı zaman diliminde Teyar Beg’i hâl diliyle uyarmış, eşkin tavırlar sergilemiş, gözyaşı dökmüştür. Ancak Teyar Beg ilk anda bunu fark edemeyince Xezal’ı koruyamamıştır. Hesen Paşa’nın askerleri, Teyar Beg’in Hesen Paşa’nın gelen ordusunu görmek için evden uzaklaşıp bir tepeye çıktığı sırada Xezal’ı kaçırmışlardır.
Heşinboz aynı zamanda düşmana hücumda bir kasırga gibidir; süvarisini tehlikeden kurtarmak içinse bir yıldırım gibidir. Dörtnala kalktığında düşman atlılarına nal toplatır.
Teyar’ın ahiretlik kardeşi Ehmedê Çûk’ün efsaneleşen atı ise Reşqember adını verdiği çok kıymetli ve ünlü bir attır. Destandaki söylentiye göre aslında Reşqember, Ehmedê Çûk’ün babasının atıdır. Genç yaşta ölen babasının anısına amcası Hesen Beg atı tavladan hiç çıkarmamış; ne zaman ki onu hak eden süvarisi gelirse o zaman çıkarırım demiştir. Zaman gelmiş çatmış ve Ehmed, geleneksel bir vergi olan ve Mardin sakinleri tarafından daha önce verilmesine rağmen artık vermemeye başladıkları Mardin Kalesi’nin vergisini tahsil etmeye giderken amcası Reşqember’i tavladan çıkarmış ve Ehmedê Çûk’ü kendi elleriyle bindirip düşmana karşı göndermiştir.
Kabiliyetleri ve tecrübesi göğüs kabartan Reşqember de savaş için eğitilmiş, yetenekli ve yüksek hissiyatlı bir attır. Ehmedê Çûk düşmana karşı hücuma geçtiğinde kaleden yapılan top atışlarına karşı eğitimli olan Reşqember, dörtnala ilerlerken zikzaklar çizerek süvarisini bu ateş çemberinden korumayı ve kurtarmayı başarır.
Diğer Kürt destanlarında yine isimleriyle öne çıkmış efsane atlardan devam ediyoruz.
Şerîf Beg ve Edûl’a Omer Begê destanında Şerîf Beg’in dayısının oğlu ve ahiretlik kardeşi olan Mamûdê Xalê karakterinin atı öne çıkan efsane bir attır. Adı Delhur’dur. Bu at eşkinliği ve zapt edilemez gücü ile destandaki anlatıda öne çıkmıştır. Delhur’u zapt edip binen ve kullanan kişi ancak ve ancak Şerîf Beg’in tabiri ve ozanların anlatımıyla sahibi dayıoğlu Mamûd’dur.
Zor Delû Salo Beg destanında yer alan başkahraman Zor Delû Salo Beg’in iki atı vardır. Bu atlar da birbirinden kıymetli ve kabiliyetli seçkin atlardır.
Şöyle ki destandaki anlatıya göre Zor Delû Salo Beg savaşacağı zaman çarpışmanın stratejisine göre kullanır bu atlarını. Çünkü her biri ayrı bir savaş stratejisi için eğitilmiştir. Bu atlardan Reşqember ateşli silahlardan ürkmeyecek ve ateşli silahlardan kaçabilecek şekilde eğitilmişken Teyar Ağa’nın atıyla aynı adı taşıyan Heşinboz ise süvarisini dar çemberlerden yüksek hızıyla kurtarabilecek kabiliyette eğitilmiş, aynı zamanda süvarisiyle bütünleşerek düşmanla göğüs göğüse çarpışabilecek kabiliyettedir.
Atlar sadece Kürt toplumunda değil, Türk ve Arap toplumları için de vazgeçilmez bir araçtır. Zaloğlu Rüstem’in atı olan Rahş (Kara) buna örnektir.
Türk destanlarındaki at kültü de edebiyatta ve destan anlatılarında kendine oldukça geniş bir yer bulur. At ile tarihsel Türk karakteri arasındaki bağ oldukça kuvvetlidir. Türklerin bir göç ve savaş aracı olarak ata bakışı, kültürü, hatta felsefesi müstakil bir değerlendirme konusudur.
At üstünde geçen yaşam dikkate değer bir arka planı ele verir. Ayrıca Batı’ya yapılan akınlarda özellikle Türklerin bindikleri atların üzerindeki bütünleşmiş görünümleri Avrupalı çağdaşları tarafından doğaüstü bir varlık olarak algılanmış ve tasvir edilmiş; atı ve üstündeki süvarisini tek canlı zannetmişlerdir. Battalgazi’nin atı Aşkar, Köroğlu’nun atı Kırat, Oğuz Kağan’ın atı Alaca At Türk destanlarında kendine geniş yer bulmuş önemli atlardandır.
Batı edebiyatındaki destanlarda da var olan "at kültü"nün en belirgin örneği Homeros’un İlyada’sındaki kahraman Aşil’in iki atıdır. Bunlar Xanthos ve Balius adları ile ünlü iki attır. Son bölümde saydığımız atlar konumuzun maksadı olmadığı için bu kadarla iktifa ediyor, Kürt edebiyatımızdaki kahramanların atlarının isimlerini toplu olarak aşağıya bırakıyoruz.
Kahramanların Atları
Memê Alan: Behrê Bozerahvan
Sîyamedê Silîvî: Demirqîre (Sûrê) Xeybîye
Dewrêşê Evdî: Hedbanâ Nêr (Seklawîye Udban)
Hesenê Elî Begê: Bozqulê Şamê (Bozqulê Şamê)
Hesenê Dêmêz: Lûmen
Teyar Axa: Şervan (Heşinboz)
Ferzende Beg: Aznavur
Evdî Beg: Qember
Ehmedê Çûk: Şexrevan
Evdalê Zeynîkê: Qogercîn
Delî Salo Beg: Heşinboz, Reşqember
Heme Musıkê: Pêşxezal
Sadunê Evdî: Werde
* Çînî Maçîn, Çin’de olduğuna inanılan efsane bir şehirdir.



0 Yorumlar